Breaking News

Canlıların Yaradılışı: Salyangozun Ağzındaki Kazı Makinası: Radula


 

Salyangozun Ağzındaki Kazı Makinası: Radula

Maden ocakları uzun yıllar kol kuvvetinden faydalanılan yerler olmuştur. Ancak gelişen teknoloji sayesinde mühendisler kol kasından daha verimli iş makineleri tasarlayınca bu durum değişmeye başlamıştır. Mühendislerin tasarladığı en şaşırtıcı makinelerden biride madenlerde çalışan dev kazıcılardır.

Bu kazıcılar için iyi bir planlama, üretim ve montaj aşamalarının gerçekleştirilmesi şarttır. Her aşamanın konularında uzman ekiplerce gerçekleştirilmesi de ayrı bir şarttır.

Dünyanın en büyük küreme tekerlekli kazıcılarından (ekskavatörlerinden) biri olan Bagger 288 de, tüm bu aşamalardan sonra inşa edilmiştir. Bagger’ın ucunda 22 metre çapında dev bir disk bulunur. Diskin etrafında her biri 196 ton taşıma kapasitesi olan 20 adet hafriyat kovası yer alır. Her bir hafriyat kovasının ucunda keskin ve sağlam bıçaklar bulunur. Makine çalıştırılıp disk dönmeye başlayınca hafriyat kovaları maden yüzeyine temas eder, bıçakların sürtünmesiyle alınan hafriyat, kovaların içine düşer. Kovalar dönerken bir noktada baş aşağı gelir ve hafriyatı yürüyen bir bant üzerine boşaltırlar.(1)

İnsan yapısı kazıcılarla benzer bir özelliği, doğada yaratılmış olan canlılarda da görmek mümkün.

Pek çok yumuşakçanın beslenmek için kullandığı, kimi zaman bir dil ile kıyaslanabilen radula isimli organ,(2) gerek yapısı gerekse işlevi açısından insan yapımı kazıcı makinalara oldukça benzer. Ancak radula bir disk değil, daha çok ileri geri hareket eden tırtıklı şeritlerden oluşur. Radula yiyeceği kesmek ya da ufalamak için kullanılır.

İşleyişi açısından biraz da eğeyi andıran bu organ, yumuşakçalar sınıfına özgüdür ve midyeler haricinde yumuşakçalar ailesinin her üyesinde bulunur. Ahtapotlar gibi karından bacaklılar (gastropoda) ailesinin tüm bireyleri ile salyangozlar ve sümüklü böcekler beslenmek için radulalarını kullanırlar.

Radulanın iki tip kullanım amacı vardır. Birincisi; mikroskobik, ipliksi algleri bir yüzeyden toplamak için bir tırmık gibi kullanmaktır.(3) Ahtapot ve mürekkep balıkları, çok eski çağlardan beri kaya yüzeylerinden mikroskobik canlıları sıyırarak beslenmek için kullanmaktadırlar.


Bilimsel adı Selenochlamys ysbryda olan yumuşakça ve yüzlerce dişle kaplı radulası. Sağda üstte tek bir dişin şekli görülüyor.

İkincisi; bitki üzerinde doğrudan beslenmek için bir törpü gibi kullanmaktır.4 Radula bitki yüzeyine sürtülerek ondan küçük parçalar koparılır ve sindirilmek üzere mideye gönderilir.

Radula, beslenmek için başlı başına mükemmel bir organdır. Bununla beraber bazı canlılar, radula ile birlikte başka sofistike organlarla yaratılmışlardır. Noticidae ailesinden olan deniz salyangozları diğer yumuşakçaların kabuklarını delmek için radulanın yanında asidik bir salgı kullanırlar.


Fotoğrafta bir deniz salyangozunun asit püskürtmek suretiyle istiridye kabuğunda açtığı delik görünüyor. İstiridye kabuğunun tam olarak ve hızlıca açılabilmesi için, delik menteşe yerine yakın açılmış. Kabuk açıldıktan sonra salyangozun yapması gereken tek şey savunmasız kalan istiridyeyi yemek oluyor.

 

Conidae ailesine ait yırtıcı deniz salyangozları ise zehirli bir zıpkın özelliğine sahip radulaları kullanır. Deniz salyangozunun vücudunda her an fırlatılmaya hazır olan 50 kadar zıpkın bulunur. 1,5 mm uzunluğundaki zıpkınların ana maddesi kitindir ve üzerlerinde ava saplanmayı ve tutunmayı kolaylaştıran kanca benzeri özel kıvrımlar bulunur.(4)

Mürekkep balıkları ise avlarını kesmek için bıçak gibi keskin dişleri olan radulalarını kullanırlar. Bu haliyle radulanın işlevi tepsi testerelere benzer.


Mürekkep balıkları ise avlarını kesmek için bıçak gibi keskin dişleri olan radulalarını kullanırlar. Bu haliyle radulanın işlevi tepsi testerelere benzer.

 

Kusursuz Tasarımın Parçaları

Şemada Salyangozun gövdesi yeşil olarak gösteriliyor. Besin mavi, radulayı kontrol eden kaslar kahverengi renkte gösteriliyor. Radular şeritlerin yüzeyi, çok sayıda dişle birlikte, zig-zag çizgiler olarak gösteriliyor.

Radula, kusursuz bir endüstriyel tasarımı aratmayacak özelliklere sahiptir. Öncelikle birbirini tamamlayarak bir amaca en iyi hizmet edecek parçalardan oluşmuştur.

  • Radular membran: Radula, “radular membran” adı verilen bir zar üzerinde yer alır. Simetrik şekilli dişler radula üzerinde sıralar halinde dizilidir. Zar, dişlerin hareketinin sağlanmasında önemli bir rol oynar. Bazı yumuşakçalarda zar üzerindeki dişler de hareket ederek kesme, aşındırma işinin hızlandırılmasını sağlar.(5)
  • Hiyalin zırh: Kitinden yapılmıştır ve radulayı geriye doğru hareket ettiren kasların bağlanma noktasıdır. Cephalopoda ve kitonlar gibi yumuşakça gruplarında bulunur.(6)

 

  • Odontofor: Odontofor, radular membranın temelini oluşturan ve radulanın dışarı çıkarılmasını ve geri getirilmesini kontrol eden tabandaki kıkırdak yapıdır. Radular ‘dizi’nin üzerinde çekildiği bir makaraya benzetilebilir. Bu parçanın yokluğu ya da kusurlu olması durumunda radulanın işlevini tamamen yitirmesi söz konusudur.(7)
  • Dişler: Radula; birbiriyle tıpatıp aynı, birden çok dişin arka arkaya diziliminden oluşur. Sıklıkla, bir sıradaki her diş (kendisinin simetrik eşiyle birlikte) kendine özgü bir şekle sahiptir. Her diş 3 kısımdan oluşur: taban, gövde ve uç. Dişler genellikle komşuları ile birlikte mozaik gibi döşeli haldedir.(8)

 

Dişlerdeki Mükemmel Sistem

Gastropod ailesine üye canlılarda beş farklı diş dizilimi mevcuttur. Merkezi diş kırmızı, yanla diş açık yeşil, marjinal diş ise koyu yeşil ile gösterilmiş.

Dişler, hayvanın temel besin maddelerine en uygun biçimde yaratılmıştır. Üçgen dişler, hücre duvarları ksilandan oluşmuş kalsifik alglerle beslenmek için yaratılmıştır. Mermi şeklindeki dişler, çapraz lifli selüloz duvara sahip alglerle beslenmek içindir. Bıçak şeklindeki dişler daha çok genel beslenen canlılar için ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde yaratılmıştır.(9)

Dişler hareketli olduğu, ava ya da bir yüzeye temas halinde olduğu göz önünde bulundurulursa takılıp yerinden çıkma tehlikesi mevcuttur. Dişlerin uçlarının sivri, zaman zamanda kanca gibi olması bu riski arttırır. Ancak dişlerin birbirine kenetli yapıda yaratılmış olmaları, onların yerlerinden çıkmasını önler.

Dişler, yapılan ileri geri hareketler nedeniyle sürekli olarak aşınırlar. Aşınmayı asgari seviyeye indirmek için, radulanın hemen üzerindeki tükürük bezinden salgılanan mukus ile dişler kayganlaştırılır. Mukusun tek faydası aşınmayı asgari düzeye indirmek değildir. Ağza alınarak parçalanan besin parçaları yapışkan mukusa hapsolur, böylece besinin yumuşatılarak yutağa ilerlemesi sağlanır. Ancak dişlerin kullanım şekli ve kullanım sıklığı dikkate alındığında, aşınmayı önleme konusunda mukusun tek başına yetmemesi söz konusu olabilmektedir. Bu durumda ek bir tedbir olarak yanağın içinde, dip tarafında sürekli olarak yeni dişler oluşur. Yeni oluşan dişler, radula şeritlerinin öne doğru yavaş hareketiyle ön uca doğru yavaşça getirilirler ve aşınan dişlerin yerini alırlar.


Ahtapotun dişleri gövdenin altındaki gagaya benzer yapının ardında bulunur. Üstte bu gaga aralarında da dişler görünüyor.

Dişlerin üretim hızları çok hızlıdır. Bazı türlerde, bir günde tam 5 sıra diş üretilir. Eğer dişler hızlı üretilmeseydi hayvanın beslenmesi sekteye uğrar ve ölüm tehlikesi ile yüz yüze kalabilirlerdi. Var olan diş sayısı yumuşakçaların türüne göre değişmekle birlikte bazı türlerde bu sayı 100 bini geçmektedir.3

Hareketlilik ve sağlamlık bir radulanın işe yaraması için yeterli değildir. Sistem, radulanın esnek yapısı ile desteklenerek kusursuz hale gelmiştir. Radula üzerindeki dişlerin yana doğru hareket edebilme özelliği, esneklik özelliğini desteklediği gibi dişlerin sağlamlığını da arttırır.

Ahtapot, mürekkep balığı gibi gastropoda ailesine üye canlıların ağızlarının gövdelerindeki konumu, salyangozlarınkinden oldukça farklıdır. Ancak birbirini tamamlayan parçalar sayesinde mükemmel işleyen radulayı onlarda da görmek mümkündür. Bu canlıların radulalarında kıkırdaklı taban (odontofor) ile birlikte odontoforu uzatan kas, radulayı uzatan ve geri çeken bir kas bulunur.

Odontofor hareket edebilir ve uzatılabilir; radulanın kendisi de odontoforun üzerinde hareket edebilir. Bu hareket sonucu radular dişler dikleşir. Daha sonra odontoforun ucu, besinin olduğu yüzeyi kazıyarak sıyırır, bu sırada dişler besini kesip toplar ve besin parçalarını bir yürüyen bant gibi işlev görerek yutaktan sindirim sistemine iletir.

 

 

Bir Kurala Göre Dizilen Dişler: Radulanın Formülü

Radulanın üzerindeki dişlerin dizilimi gelişi güzel değildir. Dişlerin dizilimine bir düzen ve simetri hâkimdir. Her bir türün dişlerinin kendine has tipik bir düzen ile sıralanmış olması, yumuşakçaları var eden Yüce Allah’ın üstün yaratma gücünün bir işaretidir.  Her raduladaki diş sırası şunlardan oluşur:3

  • Ortada yer alan santral (orta) dişler
  • Santral dişin yanlarında yer alan lateral (yan) dişler
  • Ve bunların dışında, bir ya da daha fazla marginal (kenar) dişler

Marjinal diş (solda), santral diş (ortada ve ) lateral diş (sağda)

 

Bir türe özgü diş dizlimi şöyle örneklendirilebilir:

  • R: santral dişi belirtir.
  • Her yandaki lateral dişler, belirli bir sayı ile ya da dış lateral diş baskınsa D ile belirtilir.
  • Marginal dişler, belirli bir sayı ile ya da çok büyük bir sayıysa sonsuzluk sembolü  ile belirtilir.

Bu dizilim genel olarak şu şekilde formüle edilir: ‘3 + D + 2 + R + 2 + D + 3’

Bu formül, radula üzerinde 3 marginal diş, 1 baskın lateral diş, 2 lateral diş ve bir santral diş olduğu anlamına geliyor.

 

Radula Evrimin Tesadüfi Değimleri ile Ortaya Çıkmamıştır

Birçok parçadan oluşan ve işleyen kompleks bir sistem nasıl ortaya çıkar?

Bu soruya verilebilecek iki ana cevap mevcuttur. İlki, bugün Evrim Teorisi’ni savunanların verdiği cevaptır. Onlara göre tüm canlılar uzun zaman içinde ufak değişimler geçirerek birbirinden dönüşmüş ve bugünkü hallerine kavuşmuştur. Değişimi belirleyen şeyi ise “canlıların genlerdeki bazı tesadüfi değişimler” olarak açıklarlar. Ancak bu cevap birçok sorunu da beraberinde barındırmaktadır.

Bu sorunlardan bir tanesi “zaman için gelişim” ile ilgilidir. Buna göre, radulaya sahip salyangoz ve diğer tüm yumuşakçalar, başka bir canlı türünden değişerek gelişmiş olmalıdır. Ancak burada önemli bir problem vardır. Bilimsel tespitlere göre birbirinden çok farklı olan bu türlerin hepsi, yüz milyonlarca yıl önce yeryüzünde bir anda ortaya çıkmışlardır. Bu yüzden jeolojik literatürde bu mucizevi olay, “Kambriyen Patlaması” olarak anılır. Bu patlamanın geçmişi 3 milyar yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Bu sürenin öncesinde, ne salyangozların ne de diğer yumuşakçaların atası olabilecek hiçbir canlı yoktur. Dahası, bu canlıların evrimleşerek geçirebileceği bir zaman da yoktur.


Nitekim ilk radula da, erken Kambriyen döneminde gözlenmiştir. 1974 yılında bu döneme ait radula fosili keşfedilmiştir.(10) Bu radula, kuartz kalıbı içinde asılı kalmış ilmenit minerali parçalarıyla korunduğu için günümüze kadar ulaşmıştır. Dahası, bu radula günümüz mürekkep balığının radulası ile aynıdır.(11) Sadece bu somut delil bile evrimcilerin iddialarının yanlış olduğunu göstermek için yeterlidir.


Yeşil algleri kazıyarak yerken radulanın bıraktığı izler

Evrimcilerin radula ile ilgili açıklayamadığı başka hususlar da mevcuttur. Bunun için “Birçok parçadan oluşan ve işleyen kompleks bir sistem nasıl ortaya çıkar?“ sorusunu bir endüstriyel tasarımcıya veya mühendise sorarak devam edelim.

Endüstriyel tasarımcılar ve mühendisler ilk olarak parçaların çokluğuna, birbirlerine uymalarına ve düzgün olarak bir araya geldiklerinde işler olmalarına dikkat edeceklerdir. Evrimi savunanlar ise bu hususları asla dikkate almazlar, onlara göre canlılar birbirlerine dönüşebilecek bir basitliğe indirgenebilir. Ne var ki bilim dünyası, her bir canlının indirgenemez kompleks sistemlerden oluştuğunu göstermektedir. Nitekim bu yazının konusu radula da böyledir.

Radulanın indirgenemez özelliğini, işlev olarak ona çok benzediği için bir kazıcıyı örnek alarak inceleyelim:

Bir kazıcı için bir yığın mühendislik hesaplaması gerekir. Sözgelimi Bagger 288’de, kovalarda 3.920 ton hafriyat biriktiğinde dahi diski döndürebilecek bir güç üretilebilmelidir. Eğer planlama ve üretimde her şey tam yapılmış olsa ancak bu hususta hata yapılmış olsa makineden istifade etmek mümkün olmayacaktı. Kazıcının başarılı olabilmesi için sadece hesaplamaların doğru yapılıp, bunların tam olarak yerli yerinde uygulanmış olması da yeterli değildir. Kullanılan malzemelerin tamamının özelliklerinin de tam olması bir başka şarttır. Kazıcı, hareketli mekanik sistemlerden oluşmaktadır. Bir süre sonra ise bu sistemler aşınma nedeniyle verimsizleşir ve durarak iptal olur. Bu nedenle hareketli aksamlar planlanırken aşınma problemine karşın bir yağlama sistemi de plana dâhil olur. Burada yağlama sisteminin varlığının tam olarak planlanıp uygulanmasının yeterli olmadığını gözden kaçırmamak gerekir. Yağlayıcı kimyasal da ideal özelliklerde olmalıdır. Yağlama sistemi ne kadar kusursuz olursa olsun, burada su ya da zeytinyağı kullanırsanız bunun sonucu tüm sistemi işlemez hale getirmek olacaktır.


Bu örnek bize göstermektedir ki, yüce Allah üzerindeki dişten, kıkırdak dokusuna, kıkırdak dokudan onu hareket ettiren kas gruplarına kadar radulayı kusursuz sistemlerle donatmış ve onu taşıyan tüm canlıları da yaratma sanatına birer delil kılmıştır. Unutulmamalıdır ki:

“Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip-yayması O’nun ayetlerindendir…” (Şura Suresi, 29)

 

Yazar / Osman Eroğlu Elektrik Müh. / YTÜ Müh. Fak.

Referanslar:

  1. 1- http://web.archive.org/web/20120717084515/http://www.oih.rwth-aachen.de/~hendrik/bagger.html

    2-http://www.allaboutslugs.com/slug-and-snail-science/slug-anatomy/

    3-Steneck, R. S.; Watling, L. (1982). “Feeding capabilities and limitation of herbivorous molluscs: A functional group approach”. Marine Biology 68 (3): 299–319

    4- Zıpkın kullanan salyangozlar hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için: http://yaratilis.com/index.php/dunyanin-en-usta-biyokimya-uzmani-koni-salyangozu/

    5-Scheltema, A. H.; Kerth, K.; Kuzirian, A. M. (2003). “Original molluscan radula: Comparisons among Aplacophora, Polyplacophora, Gastropoda, and the Cambrian fossil Wiwaxia corrugata”. Journal of Morphology 257 (2): 219–45

    6-Messenger, J. B.; Young, J. Z. (1999). “The Radular Apparatus of Cephalopods”. Philosophical Transactions: Biological Sciences 354 (1380): 161–182

    7-Guralnick, R.; Smith, K. (1999). “Historical and biomechanical analysis of integration and dissociation in molluscan feeding, with special emphasis on the true limpets (Patellogastropoda: Gastropoda)”. Journal of Morphology 241 (2): 175–195

    8-Hickman, C. S. (1980). “Gastropod Radulae and the Assessment of Form in Evolutionary Paleontology”. Paleobiology 6 (3): 276–294

    9-Jensen, K. R. (1993). “Morphological adaptations and plasticity of radular teeth of the Sacoglossa (= Ascoglossa) (Mollusca: Opisthobranchia) in relation to their food plants”. Biological Journal of the Linnean Society 48 (2): 135–155

    10-Butterfield, N.J. (2008). “An early Cambrian radula”. Journal of Paleontology 82 (3): 543–554

    11-Firby, J. B.; Durham, J. W. (1 November 1974). “Molluscan Radula from Earliest Cambrian”. Journal of Paleontology 48 (6): 1109–1338

Hiç yorum yok