Breaking News

Canlıların Yaradılışı: Yaratılış Hari̇kalarindan Kopyalanan Teknoloji̇ler-1


 

Yaratılış Hari̇kalarindan Kopyalanan Teknoloji̇ler-1

Bugün insanlığın sahip olduğu teknolojik ürünlerinin kökeninde ne var hiç düşündünüz mü? En karmaşık deneylerin yapıldığı laboratuvarlar mı? Fabrikalar ya da üniversiteler mi? Ya da buralarda çalışan mühendisler, bilim adamları veya araştırma görevlileri mi?

Aslında bu sorunun cevabı çok uzaklarda değil, içinde yaşadığımız yakın çevrede; doğada gizli: Bugün kullandığımız endüstriyel ve teknolojik pek çok ürünün temelinde, canlıların fiziksel özellikleri ya da davranış sistemlerinden alınan örnekler yatmaktadır. Bu canlılar bilim adamları için ideal birer örnek oluşturmaktadır: Mesela sadece 70 gram yakıtla 3000 km’lik bir mesafeyi kesintisiz uçuşla kat eden sarı salkım kuşu veya bir derecenin üç yüzde biri kadar ısı farklarını bile algılayabilen yılanlar ya da saniyede 1000 kez kanat çırpan sinekler…


İnsan vücudunun da her köşesi inanılmaz ileri düzeyde teknolojik yapılarla doludur. 100 bin km’lik damar ağı su kanalları veya otoyollar gibi kanı dolaştırır ve hayat verir, vücudu ayakta tutan beyin kontrollü elektrik ağı tam 160 bin km’lik donanımla her köşeye ulaşır ve dünyadaki internet ağlarından daha hızlı ve komplekstir. Beyin 27 bin dizüstü bilgisayarın kapasitesine sahiptir ve çok daha hızlı paralel işlem yapar. Gözler dünyanın en hassas kameralarından daha hassas görür, daha hızlı zumlar; ışık ve karanlık, netlik ayarını çok daha hızlı yapar. Kulak en gelişmiş hi-fi stereo müzik sisteminden daha hassastır ve kalitelidir. Dünyada böbrek kadar sessiz ve hızlı çalışan bir arıtma sistemi yoktur. Savunma ordusu 1 trilyon askerden oluşur ve hepsi eğitimlidir. Vücuda giren mikroplara karşı her an savaşa hazır modern silahlarla donanmışlardır.

Canlıların kusursuz özellikleri son yıllarda daha çok dikkat çekmiş ve bu durum biyomimetik adlı yeni bir bilim dalının doğmasına neden olmuştur. Biyomimetik kelime olarak “canlıları taklit” anlamına gelir. Teknolojinin geliştirilmesinde, doğada yaşayan canlılardan daha fazla örnek alınması gerektiği artık tüm bilim adamları tarafından benimsenmiş durumdadır. Wild Technology (Vahşi Teknoloji) kitabının yazarı Phil Gates, bu gerçeği şöyle ifade etmektedir:

“İcatlarımızın en iyilerinin çoğu, ya aynen diğer canlılardan taklit edilmiştir ya da onlar tarafından zaten kullanılmaktadır. Henüz gezegenimizi paylaştığımız çok sayıda canlı organizmanın sadece küçük bir kısmını keşfedebildik.”

Doğa, her biri harika tasarlanmış milyonlarca canlı türüyle doludur. Ancak bu noktada önemli bir hatırlatma yapmakta fayda var: zaman zaman televizyonlarda izlediğimiz bazı belgesellerde doğaya son derece hatalı bir şekilde akıl ve şuur atfedilebilmektedir. Oysa doğa, insan gibi düşünme yeteneğine sahip bir canlı değildir. Dolayısıyla ne aklı, ne şuuru, ne de planlama yeteneği olabilir. Hava, su ve topraktan oluşan doğa, içerisindeki olayları ve canlıları kendi başına asla oluşturamaz.

ATP sentaz motoru birçok alt-birimden oluşan dev bir motordur. Hücrenin ihtiyacı olan enerji paketleri olan ATP’yi sentezler. Oldukça önemli bir görevi olan bu motordan bir memeli karaciğer hücresinde yaklaşık 15000 tane bulunur.

Diğer yandan herhangi bir akla sahip olmayan doğada kusursuz tasarımlar vardır. 21. yüzyıl teknolojisinin doğayı taklit ettiği göz önüne alınacak olursa, doğadaki teknolojinin günümüz teknolojisinden çok daha üstün olduğu ortaya çıkar. Günümüzdeki teknolojik ürünlerin bir tasarlayanı olduğuna göre elbette doğadaki bu mükemmel teknolojinin de bir tasarlayanı olduğu açıktır. Doğayı, en ince ayrıntısına kadar üstün bir güç ve akıl planlamış ve ona hayat vermiştir.

 

Uçak İmalatında İnsan Dişinin Yapısındaki İpuçları

Dişlerimiz aşağı yukarı cam kadar bir güce sahiptir, öyleyse her türlü sert yiyeceği neredeyse bir ömür boyu öğütmeye nasıl dayanabilir?

Tel Aviv Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, çekilmiş binlerce insan dişini incelediler ve dişlerimizin dış yüzeyini tamamlayan oldukça karmaşık yapının, büyük çatlaklar yerine mikro çatlak ağlar oluşturduğunu buldular.

Bu küçük çatlaklar daha sonra zamanla iyileşirler. Eğer mühendisler bu ‘girintili çıkıntılı’, çok katmanlı yapının sentetik bir materyal ile benzerini yapmanın bir yolunu bulabilirlerse, kendi kendini iyileştirici özellik gerçeklikten uzak görünse de daha hafif ve çarpmaya karşı dayanıklı uçaklar geliştirebileceklerine inanıyorlar.


Başarılı hiçbir mühendislik ürünü kendiliğinden oluşamaz. Başarılı bir sonuç elde etmek için uzun proje çalışmaları ve testler gerçekleştirilir. Her aşamada eksikler ya da aksaklıklar gözden geçirilerek giderilir. Başlangıçta kâğıt üzerinde belirlenmiş olan tasarım sorunsuz olarak hayata geçince proje tamamlanmış olur. Herhangi bir aşama görülen aksaklık ya da eksiklik giderilemezse son aşamaya geçilemez proje başarısızlıkla sonuçlanır.

Dişlerin tamirine imkân veren yapı gibi canlıların pek çok özelliği mühendislik projeleri ile benzeşir. Ancak arada hayati bir fark vardır. Mühendislik projelerinde defalarca deneme imkânı varken canlılar için böyle bir şey söz konusu değildir. Yani dişlerimizdeki yapı tam olarak bir kerede var olmalıdır. Bu olmadığında beslenme imkânımız ortadan kalkacak ve sağlıklı gelecek nesillerin ortaya çıkması imkânsız olacaktı.

Ne var ki Evrim Teorisi tam da bu imkânsız olanı savunur. Evrimci iddiaya göre dişlerimizin çok uzun bir zamana hatta birkaç nesle dayanan küçük değişimlerle bugünkü hale gelmiştir. Oysa bu imkansızdır çünkü diş yapısında bozukluğun bedeli beslenememek ve yeni bir nesil oluşturamadan ölmek demektir. Dolayısıyla dişlerimiz de bizler gibi tek bir seferde bugün olduğumuz gibi bir kerede var olmuşlar yani yaratılmışlardır.

 

Her Daim Tertemiz bir Yapı: Lotus Bitkisi

Bitkiye ilk baktığınızda fazla bir özelliği olmadığını düşünebilirsiniz. Oysa lotusu yakından inceleyen uzmanlar çok iyi çalışan bir kendini temizleme sistemiyle karşılaştılar. Bir masa örtüsü düşünün ki hiç kirlenmiyor, böyle bir özellik var lotus bitkisinde. Yapraklarındaki özel doku sayesinde yağmur damlaları yüzeydeki tozları silip süpürebiliyor.

Bitki, üzerine en ufak bir toz zerresi geldiğinde hemen yapraklarını sallar ve toz taneciklerini belli noktalara doğru iter. Yaprağa düşen yağmur damlalarıda bu noktalra doğru iter. Yaprağa düzezşn yağmur damlaları da bu noktalara doğru yönlendirilir ve böylece buradaki tozları süpürmeleri sağlanır.

Mikroskop altında bakıldığında yaprakların yüzeyinin çok küçük tepeciklerle kaplı olduğu görüldü (a). Bu tepecikler (b) temas yüzeyini azaltarak yağmur damlasının yaprağa yapışıp kalmasına engel oluyor. Engebeli yüzeyde kolayca kayabilen yağmur damlası beraberinde bütün tozları yapraktan uzaklaştırıyor(c).


Lotus bitkisnin yaprağındaki yüzey örnek alınarak hazırlanan dış cephesi kaplaması her yağmurda kendini temizler.

Lotus bitkisinin bu hayret verici özelliği, araştırmacılara yeni ufuklar açmıştır. ISPO isimli bir Alman şirketinin bilim adamları lotus bitkisinin harika çalışan tasarımını taklit ederek yepyeni bir dış cephe kaplaması üretmiştir. Bitkiden esinlenerek “Lotusan” ismini verdikleri malzeme binaları yaprakta olduğu gibi temiz tutabilen özelliktedir. Bu ürün için ‘deterjana gerek kalmadan 5 yıl boyunca binayı tertemiz tutacağı garantisi’ bile verilmiştir.

Lotusan’ın geliştirilmesi onlarca kimya mühendisi ve kimyagerin ancak yıllar süren çalışmaları sonucu geliştirilebilmiştir. Halbuki bu yüzey kaplaması bitkinin yaprağında yaratıldığı günden beri kusursuz olarak bulunmaktadır.

 

Taklidi Yapılamayan Seramik: Midye Kabuğu

Seramik, inşaattan elektrik malzemelerine kadar geniş kullanım alanı olan bir malzemedir. Ne var ki bu malzeme üretilirken çoğu zaman 1000-1500 dereceden daha fazla sıcaklıklara ulaşan bir ısının kullanılması gerekir.

Doğada birçok seramik malzeme vardır. Ancak bunların oluşumu sırasında hiçbir zaman böyle yüksek sıcaklıklar gerekmez. Örneğin midye kabuğu 4oC’de ve en mükemmel biçimde oluşmaktadır. Doğadaki bu teknoloji, bir Türk bilim adamı olan İlhan Aksay’ın dikkatini çekmiş ve kendisi daha iyi, sağlıklı, kullanışlı, işlevsel seramiklerin nasıl üretileceği konusuna yönelmiştir. Bazı deniz hayvanlarının kabuklarının iç yapılarını inceleyen Aksay, Abalone adlı deniz canlısının kabuğundaki yapının olağanüstülüğünü hemen fark etmiştir. Aksay konuyla ilgili şunları söyler:

Midye kabuğu elektron mikroskobu altında 300.000 kez büyütüldüğünde, tuğladan bir duvar görünümü ortaya çıkar. Bu duvar, harç niteliğindeki bir proteinden ve kalsiyum karbonattan yapılmış tuğlalardan oluşur. Kalsiyum karbonat kırılgan bir niteliğe sahip olmasına karşın, kabuk katmanlı yapısından dolayı olağanüstü sağlam ve insan yapımı seramikten daha az kırılgandır. Bir halatın sadece bir ipi koptuğunda bütün halat kopmuş olmaz. İşte buna benzer şekilde midye kabuğunun bu katmanlı yapısı çatlakların yayılmasına engel olur.


Bilim adamları şimdi midyelerin yapısını inceleyerek bu teknoloji seviyesine ulaşmaya çalışıyorlar. Midye ise Allah tarafından yaratıldığı ilk andan itibaren bu özelliğe sahiptir.

 

Örümcek Ağı Deyip Geçme

Peki, doğadaki en mükemmel malzemelerden birinin nasıl yapıldığının hikayesini biliyor musunuz? Ünlü bir teknoloji firması, bilim adamlarından, inşaatlarda kullanılmak üzere çok hafif ve çok sağlam bir madde yapmalarını istemiştir. Maddenin özelliklerini de şöyle tarif etmiştir: Birincisi; dünyanın çevresi bu maddeden yapılmış bir iple dolaşıldığında ipin ağırlığı 330 gramı aşmamalıdır. İkincisi; bu ip aynı kalınlıktaki çelik halattan 5 kat sağlam olmalıdır. Üçüncüsü; kendi uzunluğunun 4 katı kadar esneyebilmelidir. Ve son olarak; kullanıldıktan sonra atılmayacak, yeniden eski haline dönüştürülebilecektir.

Böyle bir malzeme geliştirebilmek için, dünyanın çeşitli üniversitelerinden bilim adamları bir araya gelmiş, bu konuda çok çalışmış ancak sonuçta günümüz teknolojisiyle böyle bir maddenin yapılamayacağını kabul etmek zorunda kalmışlardır. Bu sırada şaşırtıcı bir şey olmuş, bir gün bu çalışmayı yapan araştırmacılar bir başka bilim adamının bu maddeyi üretebildiğini gördüklerinde adeta şoka girmişlerdir. Üstelik söz konusu başarılı bilim adamı bir mühendis değildir. Herhangi bir üniversitede ders de vermemektedir. Hatta ilkokuldan mezun olmadığı için okuma yazma dahi bilmez.

Bu başarılı bilim adamı hepimizin çok yakından tanıdığı örümcektir.


Şimdi gelin örümceğin ürettiği mükemmel malzemeyi yani ipliğini inceleyelim: Örümcek ipliği en hafif maddedir. 1 kg örümcek ipliğini dünyanın etrafına tam üç kez dolayabilirsiniz. Eğer bu ipliği gergin olarak kullanacak olursanız dünyanın etrafında bu kez tam 12 tur atabilirsiniz. Örümcek ipliği ayrıca dünyanın en sağlam maddesidir. Amerika’nın ünlü bilim dergilerinden Science News’de şöyle bir benzetme yapılmıştır:

“İnsan ölçülerine göre, balık ağı boyutlarındaki bir örümcek ağı, bir yolcu uçağını yakalayabilir.”

Dahası, örümcek bozulmuş ağını yiyerek yeniden iplik üretebilir. Örümcek ipliği, 380 milyon yıldan beri örümcek tarafından kusursuzca örülmektedir.

Şimdi Dikkat edin! Örümcek bu maddeyi birkaç milimetreküplük bir yerde üretir. Bu üretim yeri, tekstil fabrikalarının devasa boyutları yanında inanılmaz küçük bir yerdir. Şu kesindir ki bu böceğe bu özel organlar doğa tarafından değil, üstün bir akıl tarafından verilmiştir.

“O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.” (Haşr Suresi, 24)

 

%100 Verimle Işık Üreten Ateş Böcekleri

Ateş böcekleri karın kısımlarında yeşil-sarı ışık üretir. Ateş böceklerinde ışık üreten hücreler, oksijen ve “lusiferaz” adlı bir kimyasalla reaksiyona giren “lusiferin” adlı bir kimyasal içerir. Böcek, hücrelerine nefes alma tüpleriyle sağladığı hava miktarını ayarlayarak ışığının yanıp sönmesini kontrol eder. Normal elektrik ampulleri %10 verimle çalışırlar, %90’ı ise ısı olarak açığa çıkar. Buna karşın ateş böcekleri %100’lük bir verimle ışık üretirler. Ateş böceklerinde yaratılmış olan bu başarılı elektrik üretimi, bilim adamlarına örnek teşkil etmektedir. Ateş böceklerini bu harika özellikte yaratan Allah’tır.

Ateş böcekleri ısı yaymadn ışık üretmelerinin yanında başka bir üstün özelliğe sahiptir. O da ışıklarını istedikleri zaman yakıp söndürebilmeleridir. Böcek hücrelerine nefes alma tüpleriyle sağladığı hava miktarını ayarlayarak ışığın yanıp sönmesini kontrol eder.

 

Kelebekteki 30 Milyon Yıllık Işık Teknolojisi

LED olarak isimlendirilen ışık yayan diyotlar (tek yöne elektrik akımını ileten bir devre eleman), genellikle elektronik aygıtların göstergelerinde ve arabaların stop lambalarında aydınlatma amacıyla kullanılmaktadır. Ancak normal LED’lerden çıkan ışık ile düzgün bir şekilde aydınlatma yapılamaz. Bilim adamları bunun nedenini ışığın düşük verimle yayılması olarak açıklamaktadırlar.

Çatalkuyruklular, doğu ve orta Afrika’da yaşayan bir kelebek türüdür. Bu kelebekler ışığı yeni LED teknolojisindeki gibi kullanmaktadırlar. Afrika çatalkuyruklu kelebeklerin bu teknolojiyi 30 milyon yıldır kullandıklarını ilk duyuranlar İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nden Peter Vukusic ve Ian Hooper’dır. Bu kelebeklerin kanatları koyu renklidir ve üzerlerinde parlak mavi veya mavi-yeşil noktalar bulunur. Bilim adamlarını şaşırtan nokta, kelebeklerin kanatlarındaki pulların pigmentlerle aşılanmış iki boyutlu fotonik kristaller gibi davranması ve yoğun flüoresan ışık üretecek şekilde dizilmiş olmalarıdır. Kelebeklerin kanatlarına renk veren pigmentler, ultraviyole ışığını emerek renkli flüoresan lambalar gibi parlak mavi-yeşil ışık olarak geri yayarlar.


Pigmentler kanat yüzeyi boyunca eşit dağılmış mikro deliklerden oluşan bir bölgede bulunur. Kanadın üzerindeki pulların içinde bulunan silindirik şekilli delikler, tam olarak yeni LED’lerde bulunan fotonik kristallere karşılık gelir. Eğer böyle olmasaydı kelebek kanatlarından yayılan ışığın çoğu kaybolacaktı.

Kuvvetli LED’lerdeki teknoloji ile kelebeğin kanadındaki ışık yayma sistemi arasındaki benzerlik bu kadarla sınırlı değildir. Yansıtıcılar, üzerlerine düşen ışığı geri yansıtmak amacıyla kullanılan yönlendirme araçlarıdır. Bir yansıtıcı üzerine düşen ışığı ne kadar çok geri yansıtıyorsa o kadar kalitelidir. Kaliteli yansıtıcılar, özel malzeme ve optik bilgisi gerektirir. Çatalkuyruk kelebeğinin kanadı da bu tip yansıtıcılar ile kaplıdır.

Çatal kuyruk kelebeğinin kanatları oldukça kaliteli yansıtıcılar ile kaplıdır. Bu yüzden kelebeğin güneş ışığı altında renkli bir fluresan lamba gibi yanar.

Kuşkusuz çatalkuyruklu kelebek, yansıtıcılar ile fotonik kristalleri bir arada kullanması gerektiğini düşünebilecek bir bilgi birikimi ve zekâdan yoksundur. Kelebeğin kanadındaki pulların altında, flüoresan ışığını yukarı doğru yansıtmaya yarayan bir çeşit ayna da bulunur. Bunlar kuvvetli LED’lerdeki “Bragg reflektörü” ile aynı işi görmektedir. Üstelik kelebeğin ışık sisteminde LED’lerdeki gibi kendi radyasyon enerjisini üreten bir yarı-iletken bulunmaz. Dr. Vukusic, BBC’nin internet sitesinde yer alan röportajında kelebekteki bu özelliğin, alınan verimi iki kat daha artırdığını söylüyor.

Bilim insanları Çatalkuruk kelebeğinin kanatlarına benzer yansıtıcıları kullanarak IMOD display olarak bilinen ekranları geliştirmişler. Bu ekranlar içerikleri diğerlerinden farklı olarak kuvvetli güneş ışığında bile tam olarak görünebilmekterdir.

Kelebek kanatları, ışığı yansıtan oldukça özel bir tasarıma sahiptir. Bu sayede, her zaman renkli, canlı ve parlak görünürler. QUALCOMM’S isimli bir firma, bu tasarımdan yola çıkarak; sürekli parlak ve canlı görüntü sunabilen cep telefonları ve navigasyon aletleri geliştirdiler.

IMOD ismi verilen bu teknoloji sayesinde, güneşin en parlak olduğu saatlerde bile cep telefonu ekranlarını görebilmek, navigasyon aletlerinden “gölgeye ihtiyaç olmadan” yer tespit edebilmek mümkün oldu.

Canlı renkleriyle kelebekler, Allah’ın yaratma sanatının muhteşem bir örneğini oluştururken, aynı zamanda insanlar için de bu gibi pek çok alanda fayda sağlarlar. Kuran’da Allah’ın yarattığı renklere şöyle dikkat çekilmiştir:

“Allah’ın boyası… Allah(ın boyasın)dan daha güzel boyası olan kimdir? Biz (yalnızca) O’na kulluk edenleriz.” (Bakara Suresi, 138)

 

Doğadan Taklit Edilen Kusursuz Yapılar Bize Ne Anlatıyor?

Tüm bunlar anlatıldıktan sonra biri kalksa: “bu teknolojik aletler yağmur, rüzgâr gibi doğa olayları sonucunda tesadüfen oluşmuştur” diye iddia etse ne düşünürdük? Belki ona güler, belki akıl sağlığından şüphe ederdik. Gelin görün ki hızlı trenin değil ama mühendislerin örnek aldığı canlıların tesadüfen oluştuğunu iddia eden bilim adamları halen bulunmaktadır. Bunlar Darwin’in Evrim teorisine inanan bilim adamlarıdır. Oysa gün geçtikçe gelişen bilim, Darwin’in evrim teorisinin tam bir çöküşte olduğunu göstermektedir.

Bilim adamları bir spor arabadan bile daha kısa sürede hızlanan çitanın vücudunun yapısını örnek alarak bir robot üretmeye çalışıyorlar. Onlarca bilim adamının senelerce çabalayarak yapılacak robot için nasıl tesadüfen oluştu denemiyorsa onun örnek alındığı daha üstün olan çitada tesadüfen oluşamaz.

Nitekim koyu bir evrimci olan Malcolm Muggeridge, modern bilimin bulguları karşısında teorinin geçersizliğini kabul etmek zorunda kalmıştır. Bakın Muggeridge evrim teorisinin ve onun savunucularının akıbetini nasıl görüyor:

“Ben kendim, evrim teorisinin, özellikle uygulandığı alanlarda, geleceğin tarih kitaplarındaki en büyük espri malzemelerinden biri olacağına ikna oldum. Gelecek kuşak, bu kadar çürük ve belirsiz bir hipotezin inanılmaz bir saflıkla kabul edilmesini hayretle karşılayacaktır.”

Malcolm Muggeridge’in gelecek kuşak olarak tarif ettiği kişiler uzakta değil. Çünkü Darwinizm, bilimsel olarak geçersizliğini ortaya koyan deliller tarafından gün be gün çürütülüyor ve yeni nesil bu gerçeğin farkında olarak yetişiyor. Kainattaki her detayın Allah tarafından özel yaratıldığını ve mesajlar içerdiğini bilen genç bilim adamları, yakın tarihte dünyayı bambaşka bir teknoloji seviyesine taşıyacak şuur ve şevke kavuşuyor.

 

Yazar / Burhan Efeoğlu Tasarımcı / MSÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı

 

Referanslar:

1-Wild Technology, Phil Gates, s. 5
2 -http://www.momtastic.com/webecoist/2011/01/14/brilliant-bio- design-14- animal-
inspired-inventions/
3 -“Engineers Ask Nature for Design Advice”, Jim Robbins, New York Times, 11 December
2001
4 -New York Times, Mühendisler tasarım için doğadan örnek alıyor, 11 Aralık 2001
5 -www.princeton.edu/…/publicity/ PAW19980128/0128feat.htm
6- http://iago. stfx. ca/people/edemont/abstracts/spider. html
7- http://www. watchtower. org/library/g/2000/1/22/article_02. htm
8- http://faculty. washington. edu/yagerp/silkprojecthome. html
9 -Stuart Blackman, BBC Wildlife, "Fatal Flasher", April 1998, vol.16, no.4, s.60
10- http://news.bbc.co.uk/1/hi/sci/tech/4443854.stm
11- Malcolm Muggeridge, The End of Christendom, Grand Rapids: Eerdmans, 1980, s.43

Hiç yorum yok