Breaking News

Evren: Yaratılış Örneği Olarak Toprak


 

Yaratılış Örneği Olarak Toprak

Çoğu insanın düşüncesine göre toprak, üzerinde büyük ölçüde tarım yapılan yerkabuğunun birkaç santimlik kısmıdır. Ancak toprağın yapısı incelendiğinde onun sanıldığı gibi sadece yerkabuğunun ince bir kısmı olmadığı, çok karmaşık bir yapıya sahip olduğu anlaşılır. Kalınlığı birkaç milimetre ile en fazla birkaç metreye kadar ulaşan yeryüzünün bu katmanında çok çeşitli olaylar (fiziksel, kimyasal ve biyolojik) meydana gelir.

01-yerkabugu

Dünyadaki toprakların üzerinde yeraldığı yerkabuğunun kalınlığı elmadaki kabuk oranındadır. Topraklar bu kadar ince bir tabakanın üzerindeki az bir ksımda yer alan topraklar canlıların kaynağıdır.

Toprağı karmaşık ve ilginç yapan özelliklerin başında bizzat kendi oluşumu gelmektedir. Başlangıçta bir kaya parçasının parçalanması ile başlayan fiziksel ayrışma, hidrotasyon ile kimyasal ayrışmaya dönüşür. Bu sürecin ardından daha karmaşık kimyasal olaylar başlar. Ancak ortaya çıkan ayrışmış bu materyal gerçek anlamda toprak değildir. Bir anlamda ayrışmış kaya parçasıdır, başka bir deyişle cansızdır veya “ölüdür”. Ancak daha sonra çeşitli kimyasal mineraller içeren bu inorganik madde üzerinde mikroorganizmaların faaliyeti başlar. Basit olarak mikroorganizmalarla başlayan biyotik hayat çeşitli bitkilerin oluşması ile canlanır. Bitkilerin yaprak ve dallarının dökülerek toprağa karışması ve ayrışması ile toprağın organik maddesi de oluşur. Artık oluşan bu materyal üzerinde çeşitli bitkilerin yetişmesi mümkündür. Nitekim yüce Allah  bir Kuran ayetinde bu durumu şöyle bildirir.

“Ölü toprak kendileri için bir ayettir; biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık, böylelikle ondan yemektedirler.” (Yasin Suresi, 33)

Bu ayetten anlaşılacağı gibi toprak sadece fiziksel parçalanma ve ayrışma sonucu meydana gelmiş olan ölü bir örtü değildir. Aksine kimyasal olayların ve iyon alışverişinin devam ettiği, bakterilerin faaliyette bulunduğu, içinde çeşitli hayvanların yaşadığı, üzerinde bitkilerin yetişip geliştiği canlı ve dinamik bir ortamdır.


Toprak gezegenimize özgü bir oluşumdur. Dünya dışındaki pek az gezegende toprak benzeri oluşumlar olsa da bunlar daha çok kül ve toza benzeyip üzerlerinde hiç yaşam barındırmazlar.

 

Toprağın Oluşumu Başlı Başına Bir Yaratılış Mucizesidir

Toprağın oluşabilmesi için gerekli bazı koşulların gerçekleşmesi gereklidir. Öncelikle toprak tabakasının oluşabilmesi için ana kayaya ihtiyaç vardır. Toprak oluşumunun başlaması ile birlikte ana kayanın tüm özelliği değişir,ve yeni bir madde meydana gelir. Ancak toprak oluşumu için sadece ana kayanın olması da yeterli değildir. Bunlar içinde iklim tek başına ve dolaylı olarak en  önemli faktörlerden biridir. Çünkü bu faktör, çözünme, ayrışma, bitki örtüsü, mikroorganizma ve diğer organizma faaliyetlerini belirlemekte ve içinde yer aldığı bölgenin iklim özelliklerine göre toprak şekil almaktadır. Farklı iklim bölgelerinde farklı toprak tiplerinin gelişmesinin nedeni de budur. Bu durum Rabbimizin çeşitlilik sanatının bir göstergesidir. İklim dışında yüzey şekilleri ve zaman faktörü de toprak oluşumu için vazgeçilmez faktörlerdir.  Bunlardan yüzey şekilleri aynı iklim bölgesi içersinde farklı toprak tiplerinin gelişmesini sağlarken, zaman faktörü ile  toprak tamamen gelişir ve son şeklini alır.

Yüce Allah dileseydi tüm bu faktörler olmadan da toprak oluşabilirdi. Ancak Rabbimiz, dünya bir imtihan ortamı olduğu için, her şeyi belli bir sebep-sonuç çerçevesi içinde yaratmıştır (En doğrusunu Allah bilir). Nitekim yüce Allah bir ayetinde bu durumu şöyle açıklar.

“Rabbini görmedin mi, gölgeyi nasıl uzatıvermiştir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun kılardı. Sonra biz güneşi ona bir delil kılmışızdır.” (Furkan Suresi, 45)

 

Bu biçimde kullarını üstün yaratış sanatı konusunda derin düşünmeye davet etmektedir.


Toprak, bitki örtüsünün beslendiği kaynakların ana deposudur… Toprağın üst tabakası insanların ve diğer canlıların beslenmesinde temel kaynak teşkil etmektedir. Bir gram toprağın içerisinde milyonlarca canlı bulunmakta ve ekosistemin devamı için bunların hepsinin ayrı önemi bulunmaktadır. Toprağın verimliliğini sağlayan ve humusça zengin olan toprağın 10 cm’lik üst tabakasıdır.

Toprak  oluşumu için sadece yukarıdaki  koşulların  sağlanması yeterli değildir. Oluşumun tamamlanabilmesi için fiziksel, kimyasal ve biyolojik süreçlere gereksinim vardır. Fiziksel süreçler genellikle iki şekilde belirginlik kazanır.

  • Agregatlaşma, kum, kil ve siltten oluşan toprak parçalarının birleşme özelliklerini ve bunların meydana getirdiği özel şekilleri ifade eder. Bu sistem olmasaydı, toprak parçacıklarının birbirine bağlanması söz konusu olmayacak, rüzgar ve bunun gibi dış etmenlerle zayıf toprak tabakası sürüklenecek ve hiçbir zaman gerçek anlamda toprak oluşamayacaktı. Ayrıca özel diziliş şekilleri sayesinde su ve mineral maddeler toprağın alt tabakalarına kadar ulaşabilmektedir.
  • Yer değiştirme ise, toprak çökeltisinin yer çekimine bağlı olarak yukarıdan aşağıya doğru taşınmasıdır. Organizmalar, su, donma ve çözünme olayları yer değiştirme işlemine katkıda bulunur. Bu biçimde toprak içinde erimiş halde bulunan birçok madde yukarıdan aşağıya iner. Toprak içinde katı maddelerin yer değiştirmesine bağlı olarak yer yer geçirimsiz tabaklar oluşur, buralarda büyük ölçüde iyon birikir.

Ana maddenin kimyasal bileşimini değiştirmek suretiyle toprak oluşumuna katkıda bulunan Hidrasyon, Hidroliz, Karbonasyon, Oksidasyon, Redüksiyon gibi isimler  alan  kimyasal süreçler ise, topraktaki mineralleri kısmen veya tamamen değiştirerek yeni mineraller meydana getirir. Bu biçimde bitkilerin beslenmesine katkıda bulunurlar.

Organik maddelerin yer değiştirmesi, oksidatif ayrışma, humuslaşma, nitrifikasyon, azot fiksasyonu gibi biyolojik süreçler ile toprakta devamlı taze besin maddesi oluşur. Bunlardan azot fiksasyonu ve oksidasyon olayının atmosferdeki gaz oranlarının belirlenmesi üzerinde de önemli bir etkisi vardır.

  • Azot Fiksasyonu, toprak içinde yaşayan bazı hetotrofik bakterilerin atmosferde bulunan azotu bünyesinde tutabilme olayıdır. Bu düzen ile atmosfer içindeki azot oranı dengelenmekte, bitkilerin ihtiyacı olan azot sağlanmaktadır.
  • Oksidasyon olayı ile organik maddelerin ayrışması gerçekleşmektedir. Bu olay sayesinde karbondioksit oluşmaktadır. Atmosfer içindeki karbondioksit oranının en önemli kaynağı topraktaki organik ayrışmadır ve yeryüzündeki karbondioksit döngüsünü kontrol eder. Eğer oksidasyon ve azot fiksasyonu yüce Allah’ın belirlediği ölçü doğrultusunda gerçekleşmeseydi, atmosferdeki Karbondioksit ve Azot gazlarının oranı ya gereğinden fazla miktarda çok, ya da az miktarda olacaktı. Her iki durumda da dünyadaki canlı yaşamı tehdit edilmiş olacak, yeryüzü şu anda yaşadığımız dünyadan çok farklı olacaktı.

 

Bir Yaratılış Mucizesi Olarak Toprağın Fiziksel Özellikleri

Toprağın katı kısmını oluşturan organik ve inorganik  maddelerin boyutları, dizilişleri, birbirine bağlanma durumları, sıcaklığı, rengi, havası ve suyu gibi fiziksel özellikleri yüce Allah’ın yarattığı bir denge üzerinde durmaktadır. Bunun en küçük ölçüde bozulması toprağın yapısını oluşturan hassas dengelerin değişmesi ve alıştığımız toprak özelliklerine sahip olmaması anlamına gelir. Söz konusu fiziksel özellikleri şöyle sıralayabiliriz.

 

Toprağın Fiziki Yapısı Hava, Su ve Besin Maddelerinin Depolanmasında Önemli Rol Oynar


Toprağın katı kısmını kum, kil ve mil oluşturur. Çeşitli boyutlarda olan bu malzemenin nispi  miktarları ve birbirlerine göre oranları yüce Allah tarafından belirlenmiş bir ölçü iledir. Bu maddelerin  her  birinin kendine özgü görevleri vardır. Nitekim kum toprak yapısında çatı vazifesi göstermektedir. Toprağın boşluk hacmini arttırma özelliği sayesinde hava ve suyun hareketini sağlar. Bilindiği gibi toprak içindeki su ve hava (özellikle O2) bitkilerin gelişmesi açısından çok  önemlidir. Toprak havasının önemi üç noktada toplanır:

  1. “Geniş bir kök sisteminin oluşumunda en büyük faktördür.
  2. Kök sisteminin solunumu için yeteri kadar hava bulunmadığı hallerde su ve bitki besin maddelerinin kökler tarafından alınmasını güçleştirir.
  3. Toprak mikroorganizmalarının faaliyeti üzerine etki eder. İyi havalandırma şartları altında mikroorganizma faaliyeti artar ve toprak verimliliği üzerinde pozitif etki yapar.”(1)

Mil ise toprakta ayrışmayı hızlandırır, bitkilerin büyümesi için eriyik haldeki besin maddelerinin taşınmasında kuma oranla daha elverişli  rol oynar. Ayrıca toprakta suyun yer çekimine karşı tutulmasında önemli bir görevi vardır. Başka bir deyişle bitkilerin kullanacağı suyu temin eder ve bu suyun toprakta tutulmasını sağlar.  Su bitkilerin yetişmesi dışında, “toprak dahilinde biyolojik faaliyetlerin devamı, çeşitli ayrışma özellikle iyon alışverişinin sağlanması bakımından son derece önemlidir. Nemini kaybetmiş olan topraklarda yukarıda belirtilen olaylar tamamen durur.”(2)  Mil aynı zamanda dona karşı toprakların korunmasını sağlar.

Killer ise mil ve kumlara oranla çok ince tanelidir ve bu özelliği sayesinde hem besin maddelerinin hem de suyun depolanmasını sağlayan bir rezervuar gibidir.

Görüldüğü gibi toprağın yapısında bulunan bu üç unsur bitkilerin beslenmesi ve yetişmesi açısından çok önemlidir. Eğer toprak yukarıda bahsedilen özelliklere sahip olmasaydı, bitkilerin yetişmesi için  gerekli ortam hazırlanamayacaktı. Bitkilerin olmadığı bir dünya ise başta soluduğumuz hava ve yediğimiz besinler olmak üzere yaşamımız için gerekli bir çok unsurun olmaması anlamına gelir. Nitekim yüce Allah eğer dilemiş olsaydı, yeryüzünü çorak ve verimsiz bir toprak haline getireceğini şöyle belirtir:

“Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz.” (Kehf Suresi, 8)

 


Toprak var olduğu yerde yaşamın var olmasına imkan tanıması özelliği ile benzersizdir. Toprağın olmadığı yerde bitki örtüsü oluşamamakta ve canlıların yaşamasına imkan tanıyan koşullar ortaya çıkamamaktadır.

 

Toprak Sıcaklığı Canlılık İçin Büyük Önem Taşır

Toprağın ısınması güneşten gelen enerjinin tutulması ve yansımasına bağlıdır. “Koyu renkli topraklar gelen enerjinin %80’ini açık renkli kuvars kumları ise %30’unu tutar. Gelen güneş enerjisinin toprakta tutulan kısmı suyun buharlaşması, toprak üzerindeki havanın ısıtılması, toprağın ısıtılması ve uzun dalga radyasyonu halinde tekrar atmosfere dönmesi halinde harcanır.”(3)  Toprak sıcaklığı bitkilerin yetişmesi, topraktaki mikroorganizmaların faaliyeti, organik maddelerin parçalanması ve mineralizasyonu, topraktaki kimyasal olayların devam etmesi için önemlidir.

 

Toprağın Rengi Verimliliği Üzerinde Önemli Bir Rol Oynar

 Toprakların tanınması ve sınıflandırılması renkleri sayesinde olur. Nitekim dünyadaki iklim bölgeleri ve toprak tipleri arasında yakın bir ilişki söz konusudur. Sıcak nemli ekvatoral bölgelerde kırmızı renkli, kurak bölgelerde açık renkli, yağışlı ılıman kuşaklarda koyu renkli topraklar hakimdir. İklim bölgelerine göre farklılık gösteren bu topraklar,  üzerlerinde uygun bitki topluluğunun gelişmesine olanak verir. Gerçekten de nemli tropikal bölgenin kırmızı topraklarında çok hassas bir dengeye sahip olan tropikal ormanlar, kurak sıcak bölgelerde step ve çöl bitkileri oluşur. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Verilecek örneklerin tümü   yüce Allah’ın Sani (sanatçı, nihayetsiz güzellikleri sanatının içinde yaratan) sıfatının bir tecellisi olarak yaratış çeşitliliği ve sanatını gözler önüne serer. Ancak toprakların renk çeşitliliği sadece iklim bölgeleri ile de  sınırlı değildir. Aynı iklim bölgesi içinde farklı renklerde topraklara rastlanır. Bunun iki nedeni vardır.

Birincisi toprak ilk oluştuğunda, ayrışan ana kayanın rengine benzemesidir. Koyu renkli ağır kayaların ( gabro, bazalt) ayrışması ile oluşan topraklar koyu renklidir, buna karşılık kireçtaşı, kuvarsit gibi kayaçların ayrışması ile oluşan topraklar açık renklidir. Bu topraklar ayrışma ve oksidasyonun ilerlemesi, organik maddelerin toprağa karışması ile renk koyulaşmaya başlar.

Toprağın farklı renk özellikleri kazanmasının diğer bir nedeni de içinde bulunan mineral  maddelerdir. Bu mineral maddeler manganez ve  demir bileşikleri ile  organik maddelerdir. Bunlardan demir bileşikleri toprağa mavimsi, yeşilimsi, sarı ve kırmızı bir renk verir. Bunlardan mavimsi, yeşilimsi ve  sarı renkler drenajı ve havalanmanın iyi olmadığı toprakları ifade ederler, başka bir deyişle bu topraklar bitki yetişmesine fazla elverişli değildir.  Buna karşılık kırmızı renk iyi drenaj ve havalanma şartlarına sahip olan topraklardır.

Organik madde  ve manganez bileşikleri ise siyah renklidir. Bunlardan organik madde miktarı arttıkça toprağın rengi koyulaşır ve verimi artar. Yüce Allah bir ayetinde toprakların renk çeşitliliğini şöyle belirtir.

“Allah’ın gökyüzünden su indirdiğini görmedin mi? Böylece biz onunla, renkleri değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri değişik ve siyah yollar (kıldık).” (Fatır Suresi, 27)

 


Toprakların farklı renklerde yaratılmış olması yüce Allah’ın çeşitlilik sanatının yanı sıra hangi mineral maddeye sahip olduklarını da gösterir. Böylece insanlar zaman içinde edindikleri tecrübeler ile toprağın rengine bakarak hangisinin daha verimli olduğu konusunda fikir sahibi olmakta ve  üzerlerinde yetişecek bitki türlerini zaman kaybına uğramadan saptamaktadır. Bu biçimde Yüce Allah’ın Rezzak (rızık veren, insanların faydasına olmak üzere nimetlerini veren) sıfatı tecelli ederek topraktan daha kısa sürede daha çok verim alınması sağlanır.

 

Toprak Suyu Son Derece Hassas Dengelere Sahiptir.

Toprakta bulunan su üç gruba ayrılır. Bunlardan gravitasyonal su tamamen suya doygun hale gelen suyun, yerçekiminin etkisiyle boşluklardan sızarak toprağı terk etmesidir. Bu biçimde suyun toprağın bütün boşluklarını doldurarak, onu bataklık haline getirmesinin önüne geçilmiş olur.

Kapilar su ise yerçekiminin etkisi ile fazlası sızan sudan arta kalanıdır. Yerçekimine rağmen toprakta kalan bu su 30 mikrondan daha küçük gözeneklerde tutulur. “Faydalı su” olarak da adlandırılan bu su bitkiler tarafından kullanılır. Eğer bu su olmasaydı bitkilerin yetişmesi için toprak nemini koruyabilmek mümkün olmazdı.

Toprak zerreleri tarafından yüksek basınç altında tutulan su ise hidroskopik su  olarak adlandırılır. Toprak tanelerinin iç ve dış yüzeylerini ince bir tabaka halinde kaplayan bu su sıvı durumunu ve akışkan özelliğini yitirmiştir. Bu nedenle bitkiler tarafından alınamaz. Eğer topraktaki suyun tamamı bu biçimde olsaydı, toprak neme sahip olduğu halde bizim bitkilerin yaşayabilmesi için sürekli olarak toprağı sulamamız gerekecekti.

Topraktaki suyun ölçüsü yüce Allah tarafından belirlenmemiş olsaydı, dışardan vereceğimiz suyun miktarını ayarlayabilmemiz mümkün olmayacaktı. Belki hepsi yüksek basınç altında tutulacak veya kısa bir süre içinde doygunluğa ulaşarak bataklık haline gelecekti. Ayrıca yağmurun toprağa sızması ile boşluklar içindeki hava dışarı atılır, fakat bu su dalgası aşağıya doğru inerken taze havayı da beraberinde toprağın derinliklerine sürükler, böylece alt tabakalarına kadar temiz  hava ulaşmış olur.  Eğer su yerçekimi kuvvetine uygun hareket etmese ve suyun büyük kısmı yüksek basınç altında tutulsaydı, toprağın derin kısımlarının havalanması mümkün olmazdı. Bu ise biyolojik faaliyetlerin ve bitkilerin sağlıklı büyümesinin engellenmesi anlamına gelir.

 

Toprak Havası,  Topraktaki Biyolojik Faaliyetler Açısından Büyük Önem Taşır

 Toprak havası gravitasyon suyu ayrıldıktan sonra kalan boşlukları doldurur. Başka bir deyişle kapilar suyun dışında kalan alandır. Burada dikkat çekici nokta, toprak havasının oluşabilmesi için suyun bir kısmının burayı terk etmesi gerektiğidir.Nitekim bu tam olması gereken zamanda ve toprağın ihtiyaç duyduğu oranda meydana gelmektedir. Elbette bu durum tesadüflerle açıklanamaz. Aklı ve bilinci olmayan toprak ne kadar miktarda havaya ve suya ihtiyaç duyduğunu, bu miktarı ayarlamak için akıtması gereken su miktarını bilemez. Dahası bunları yaparak  bitkilerin ve toprakta yaşayan hayvanların ihtiyacını karşılayabileceğini hiç düşünemez. Kuşkusuz bütün bunlar yüce Allah’ın “gökleri ve yeri kudreti altında” tutması ile açıklanabilir.

“Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim’dir, bağışlayandır.”
(Fatır Suresi, 41)

Toprakta yaşayan mikroorganizmalar ve bitki kökleri solunum  için O2 harcarlar bu nedenle topraktaki O2 oranı atmosferdekinden biraz daha düşük, CO2 oranı ise biraz daha yüksektir.


Toprak yüzeyi ile yüzeye yakın kısımlar, atmosfer ile yakın temas içinde olduğundan devamlı bir hava alış verişi vardır. CO2 oranı yüksek olan topraktan bu gaz dışarı çıkarken yerine Ogirer. Bu biçimde, topraktaki organizmaların faaliyetlerini sürdürür ve bitki kökleri de ihtiyacı olan O2’ yi almış olur. Topraktan çıkan COde fotosentez yapan bitkiler tarafından kullanılır. Toprak solunumu olarak adlandırılan bu olay yine hiçbir şekilde “gereksiz” olarak yaratılmamış, hassas bir denge üzerine oturtulmuştur. Ayrıca atmosferdeki gaz oranları ile topraktaki gaz oranlarının birbirine oldukça yakın değerler göstermesi tek bir kaynaktan planlandığının açık göstergesidir. Rabbimiz üstün aklını bir kez daha bizlere göstermektedir.


Eğer toprağın havalanmasını sağlayan sistem olmasaydı azot bağlayan bakterilerin ve toprak içinde yaşayan hayvanların faaliyetleri dururdu. Bu durumda toprakta zehirli maddeler ile dolar ve birçok bitki gelişemezdi.

Eğer toprak yukarıda belirttiğimiz biçimde havalanmasaydı, nitrat yapan yani azot bağlayan aerob bakterilerin ve toprak içinde yaşayan hayvanların faaliyetleri duracaktı. Bunun anlamı “aneorob mikroorganizmaların artan faaliyeti neticesinde daha fazla karbondioksit, metan gazı, laktik, butrik ve sitrik asit gibi organik asitlerin ortaya çıkması, H2S, sülfürler, Fe, Mn gibi zehirli maddelerin oluşması”(4) anlamına gelir. Oyetersizliği nedeniyle bitki kökleri büyüyemeyecek, bu nedenle su ve besin maddelerinin alınması olanaksız hale gelecek, bitkilerin büyümesi azalacak veya tamamen duracak, kültür bitkileri kadar hassas olmayan bitki türleri geniş arazileri kaplayacak, insanlar önemli bir açlık sorunu ile karşı karşıya gelecekti.

 

Toprağa, Toprak Özelliğini Organik Madde Kazandırır

Bitkisel ve hayvansal atıklardan oluşan organik madde toprağın fiziksel ve kimyasal yapısını değiştirerek ona gerçek anlamda “toprak özelliği” kazandırır. Organik maddenin toprakta ayrışması biyokimyasal bir olaydır. Organik maddeleri aerobik organizmalar ayrıştırır. Bu biçimde organik madde çürümeye başlar ve toprağın en önemli besin maddesi olan humus oluştururlar. Besin maddesi olması dışında humusun yağışı emme özelliği vardır. Bu sayede yüzeysel akış büyük ölçüde önlenir ve erozyona engel olunur.


Toprak, üzerinde (veya içinde) yaşayan canlıların ölümünün yeni canlıların var olmasını sağlayacak mükemmel bir geri dönüşüm mekanizması ile yaratılmıştır.

 

 
Toprağın Kimyasal Özelliği İnsanın Yaratılış Mucizesini Ortaya Koyar

Yerkabuğunun %98’ini oksijen (%46.8), silisyum (%27.7), alüminyum(%8.1), demir(%5.0), kalsiyum (%3.6), sodyum (%2.8), potasyum (%2.6)ve  magnezyumdan oluşan (%2.1) sekiz element meydana getirir. Toprak da ana kayanın ayrışması ile oluştuğuna göre başlıca materyalini yukarıda sayılan elementler oluşturur. Toprakta bulunan bu elementler  aynı zamanda bitkilerin temel  besin maddeleridir. Bu besin maddelerinden;

  • Kök sisteminin gelişmesi ve bitkilerin olgunlaşması üzerinde etkili olan fosfor,
  • Bitkilerin sağlamlığı ve dayanıklılığını sağlayan kalsiyum,
  • Bitkilerdeki yeşil rengin kaynağı olan ve fosforun bitkiler tarafından alınmasını sağlayan, yağ oluşumu için gerekli olan magnezyum
  • Karbonhidrat ve protein sentezinde, şeker ve nişastanın teşekkülünde kullanılan potasyum,
  • Klorofil teşekkülü ve kök büyümesi için gerekli olan kükürt
  • Bitkilerde gevşek ve sulu dokuların oluşmasını sağlayan nitrojen,
  • Klorofil yapımında kullanılan, eksikliğinde büyümenin yavaşlamasına, yaprakların sararmasına,lekeler oluşmasına, kloroz teşekkülüne neden olan bakır,çinko ve manganez
  • Klorofil oluşumu için gerekli olan demir,
  • Özellikle baklagillerde etkili olan ve eksikliği yumru oluşumunu zayıflatan, narenciye yapraklarının sararmasına yol açan molibden,
  • Sebzeler üzerindeki olumlu etkisi kanıtlanmış olan klor, toprakta oldukça yüksek miktarlarda bulunur. Buraya kadar yapılan açıklamalarda ilginç olan nokta yeryüzünde 100’ün üzerinde kimyasal element ve 2.000 kadar mineral bulunmasına rağmen bunlardan sadece birkaçının toprakta yer almasıdır. Bu durumu daha da ilginç hale getiren özellik ise toprakta bulunan bu elementlerin bir kısmına insan vücudunda da rastlanmasıdır. Nitekim bu konuda yapılan araştırmalarda kalsiyum, sodyum, flor,manganez, demir, krom, magnezyum, selenyum, çinko, bakır,iyot, potasyum,fosfor, molibden gibi minerallerin insan vücudunda bulunduğu sonucuna varılmıştır. İçimizde taşıdığımız bu minerallere çok büyük ihtiyaç vardır. Bunlardan,
  • Magnezyumun %60’ ı kalsiyum ve fosforla birlikte kemiklerde bulunur. Ancak magnezyumun asıl fonksiyonu %40’ının bulunduğu kan ve kas sisteminde bulunur. Kasların güçlenmesi, protein sentezi, hücrelerin büyümesi, magnezyum sayesinde olur.
  • Kalsiyum insan vücudunun tüm kemiklerinde ve dişlerde kalsiyum fosfat biçiminde bulunur. Ayrıca %1 kadarı da kanda,kaslarda ve yumuşak dokularda bulunur. Eksikliğinde insanlarda kas kasılmaları, kramplar ve titremeler görülür.

  • Bedenimizi oluşturan elementlerin hemen tamamı toprak kökenlidir ve eksiklikleri durumunda büyük olumsuzluklar yaşarız.

    Fosfor kalsiyumdan sonra organizmada en yaygın bulunan mineraldir. Vücuttaki fosforun % 85’i kemiklerdedir. Vücudun hücre dengesini sağlar, hücre zarlarının özellikle de sinirsel hücre zarlarının oluşumunu kolaylaştırır. Organizmaların enerji kaynağı olan nükleik asitlerin molekülünü oluşturur.

  • Demir oksijenin organizma içinde dolaşımı için vazgeçilmez bir mineraldir. Yetişkin bir insanda demir miktarı yaklaşık olarak 3-5 gram arasındadır. Bu oranın oldukça az bir kısmı kanda bulunur ve “transferin” denilen protein ile birlikte oksijenin kan içindeki dolaşımını sağlar.Kalan demir miktarının %70’i ise hemoglobinin  bir bileşimi olan “eme” molekülünü oluşturur. Karaciğer, dalak ve kemik iliğidir. Eksikliğinde cansızlık ve aşırı yorgunluk oluşur. Fazlası ender de olsa mide krampları, baş dönmesi, kusma şok ve bazı durumlarda şoka eden olur.
  • Çinko kanda, prostatta, ciğerlerde alyuvarlarda, pankreasta ve bazı kaslarda ve kemiklerde bulunur. Organizmanın genel gelişimi, sperm üretimi, RNA ve protein sentezine müdahale eder. Eksikliğinde cinsel gelişmede bozukluk, bağışıklık sisteminde zayıflama, deride doku bozukluklarına neden olur. Eksikliğin daha ileri aşamalarında enfeksiyon, enfarktüs, tümör oluşumu ve kansızlık oluşur.
  • Flor kemik ve diş oluşumunda önemlidir. Diş çürüklerinin en önemli nedeni flor eksikliğidir.
  • Bakırın az bir kısmı karaciğer ve beyinde, geri kalanı ise kanın içindedir. Kanda demir ile birlikte hemoglobin oluşturur. Ayrıca birçok enzimin fonksiyonunu düzenler. Bakır yetersizliği kansızlık ve kemik yapısında bozukluklara neden olur.
  • Sodyum ve potasyum hücrelerin dengesini sağlamaktadır. Hücrenin içindeki potasyum maddesi hücrenin içine, sodyum dışına taşınarak denge sağlanmaktadır. Bu alışveriş sonucunda zarlarının elektrik potansiyeli korunmakta, kandaki Ph oranının değişikliğe uğraması önlenmektedir. Sodyum maddesinin kanda fazlalaşması tansiyonun artmasına neden olur. Potasyum eksikliği ise kas ağrıları, kramplar, ve yorgunluk yaratır.
  • Kemiklerin büyümesi ve gelişmesine yardımcı olan manganez,
  • Damla hastalığını iyileştiren molibden
  • Yağlı ve şekerli maddelerin metabolizmasını olumlu etkileyen krom
  • Volkanik püskürmelerin yakınında oluşan topraklarda bulunan selenyuma insan vücudunda rastlamak mümkündür. Bu maddenin insan vücudunda iki önemli özelliği vardır. Birinci özelliği dokuları, kansere yol açan bağımsız köklere karşı koruyan bir enzimin önemli bir bileşim maddesi olmasıdır. İkinci maddesi ise vücudu zehirli maddelerden temizlemesidir. Bu maddenin eksikliği kas yapısında şiddetli bir zayıflığa, kas ve damarlarda esneme yeteneğinin eksilmesine yol açar.

İnsan ve toprak yapısı arasındaki bu benzerliğin nedenini yüce Allah açıklamaktadır. Nitekim Rabbimiz insanın yaratılışı hakkında  bilgi verirken insanı ilk kez topraktan yarattığını  bildirmektedir:

“…O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir.” (Necm Suresi, 32)

Günümüzden tam 1400 yıl önce Kuran’da haber verilen bu gerçekle ilgili diğer ayetlerden birkaçı şöyledir:

“Sizi topraktan yaratmış bulunması, O’nun ayetlerindendir; sonra siz, (yeryüzünün her yanına) yayılmakta olan bir beşer (türü) oldunuz” (Rum Suresi, 20)
“Şüphesiz, Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” demesiyle o da hemen oluverdi” (Al-i İmran Suresi, 59)

Toprağa suyun karışması ile balçık veya çamur oluşur. Yüce Allah bazı ayetlerde insanı  “cıvık yapışkan bir çamurdan” yarattığını belirtmekte ve yaratılış  konusunun altını tekrar çizmektedir.  Burada özellikle “çamur veya balçık” terimlerinin kullanılmasının nedeni insanın temel yapıtaşlarından birinin su olduğuna dikkat  çekilmesi olabilir. (En doğrusunu Allah bilir) Çünkü insan vücudunun %65-70’i sudan oluşmaktadır. Böylece insan vücudunda yer alan element ve maddeler  insanı “ilk kez inşa edip, yaratan” tarafından en ince detayına kadar tarif edilmektedir.Bu konudaki  ayetlerin bazıları şunlardır.

Sizi çamurdan yaratan, sonra bir ecel belirleyen O’dur. Adı konulmuş ecel, O’nun katındadır. Sonra siz (yine) kuşkuya kapılıyorsunuz” (En’am Suresi, 2)
“Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.” (Hicr Suresi, 26)
“Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık.” (Saffat Suresi, 11)

Günümüzden 14 asır önce, başka bir deyişle Kuran’ın  indirildiği yüzyılda insanların kimya bilgileri oldukça sınırlıydı. Toprağı analiz etme, içinde var olan elementleri belirleme ve bunların insan vücudunda varolanlarla aynı olduğunu saptama gibi bir teknikleri hiç yoktu.  Ancak görüldüğü gibi bu bilgiler de, diğer pek çok bilimsel gerçek gibi, mucizevi bir biçimde Kuran ayetlerinde haber verilmiştir. İnsanlığın toprak, toprağı oluşturan elementler ve tıp konularında hiçbir detaylı bilgiye sahip olmadığı bir dönemde, Kuran’da bu derece ayrıntılı ve doğru bilgiler verilmiş olması, elbette Kuran’ın insan sözü değil, Allah Kelamı olduğunun açık bir delilidir.


Toprak, üzerine kötü kokulu gübreden en güzel kokulu güllerin çıkmasını sağlayacak dönüştürücü bir sistem ile yaratılmıştır.

 

Toprak Çok Farklı Canlı Türlerine Ev Sahipliği Yapar

Toprak ve çeşitli boyuttaki canlı türleri arasında, oldukça ince bir biçimde tasarlanmış çok yakın bir ilişki söz konusudur. Her şeyden önce toprağın ayrışabilmesi için bitkilere ihtiyaç vardır. Kayaların ayrışması ile açığa çıkan besin maddeleri önceleri zayıf bir ot örtüsünün oluşmasına zemin hazırlar. Yosun ve likenlerin yer aldığı, zayıf toprak tabakası yavaş yavaş bitki köklerinin toprağı ayrıştırması, bitki atıklarının toprağa karışması, organik asitler ve parçalanma ile toprak tabakasını kalınlaştırır. Bu biçimde rüzgarlarla başka alanlardan taşınan ot çalı ve ağaç tohumları toprağın kalınlaşması oranında toprağa karışarak, bitki türlerinin gittikçe çeşitlenmesini sağlar. Ancak bitkilerin bu gelişimi tesadüfler sonucunda oluşmaz. Her aşama yüce Allah’ın denetimi altında gerçekleşir. Çünkü

“Gaybın anahtarları O’nun katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitaptadır.” (En’am Suresi,59)

 


Toprak üzerinde her an milyonlarca canlı ölerek yoğun bir organik atık oluşumuna yol açar. Eğer bunlar toprakta çözünerek yok edilmeseyi dünya yaşanılmaz bir koku ile kaplanır dahası canlılık yok olurdu.

Toprak oluşumunda ve yüksek bitkilerin gelişmesinde mikro floranın büyük önemi vardır. Bakteriler, mantar grubundan olan fungiler, fungi bakteri arasında bir mikroflora olan Aktinomisetlertoprak algleri ve likenler  bunların başlıcalarıdır.

  • Bakteriler gerek toprak açısından gerekse bitkilerin beslenmesi açısından büyük bir önem taşırlar. Çünkü organik değişmelere sebep olurlar ve nitrifikasyon, azot fiksasyonu, kükürt oksidasyonu ve karbondioksit oluşumu gibi çeşitli süreçlerin meydana gelmesini sağlarlar. Bakterilerin faaliyeti çok kısa bir süre duracak olsa bitki, hayvan hatta insan yaşamı son bulabilirdi.
  • Mantarlar sporlar halinde yaşarlar ve genişleyen lif şeklini alarak kayların kayalardaki küçük boşluklara yerleşirler ve kayaların fiziksel yoldan ayrışmasına neden olurlar, ayrıca kimyasal ayrışmaya etkileri de olur.
  • Aktinomisetler, topraktaki organik maddelerin parçalanmasına, ve organik maddedeki besin maddelerinin bitkilere faydalı hale gelmesini sağlar. Özellikle humusun yapısındaki nitrojeni bitkilere faydalı hale dönüştürür.
  • Algler, çıplak kayalar üzerine ilk kez yerleşen mikroflora grubudur. Alglerin topraktaki en önemli özelliklerinden biri eriyebilir besin maddelerinin topraktan uzaklaşmasına engel olmaktır. Algler yüksek bitkilerin yetişmesinde büyük rol oynarlar.
  • Likenler ise mantarlar ve alglerle bir arada yaşarlar. Ölü liken tabakası üzerinde yosun ve yüksek bitkiler gelişir. Çıplak kayalar üzerinde iyon değişmesi ile besinlerini alırlar.
  • Toprakta mikroflora türleri dışında bakterilerden daha büyük olan tek hücreli Protozoa adı verilen mikrofauna türleri de yaşar. Gerek mikroflora, gerekse mikrofauna türleri toprak dahilindeki hızlı ve hareketli organizma yaşamının göstergeleridir. Bir gram toprakta sayıları milyonları bulan bu canlılar, organik kalıntıların elementlerine ayrışmasını, iyon değişimini ve bitkilere faydalı besinlerin oluşmasını organize ederler ve  bu şekilde yüksek bitkilerin gelişmesine katkıda bulunurlar.
  • Toprakta mikro canlılar dışında insan gözünün görebildiği canlılar da yaşar. Mezofauna da adı verilen bu canlıları solucanlar, küçük parazit kurtlar, kırkayaklar, bazı kabuklu sürüngenler, gastropedler ve çeşitli böcekler özellikle termitler oluşturur. Bu canlıların toprakta bulunması
  • Toprak agregatlaşmasını kolaylaştırır. Çünkü bu canlılar toprağı yiyerek sindirim sisteminden geçirir ve çeşitli boyutlarda kırıntılar şeklinde dışkıları ile atarlar. Dışkıları içinde toprakları birbirine bağlayan organik materyal ve bileşenle olduğu için toprak kırıntılarının birbirine bağlanma işlemi kolaylaşır.
  • Hareketleri esnasında toprağın havalandırılmasını sağlarlar.
  • Toprağın daha alt tabakalara taşınmasına yardımcı olurlar.

Omurgalı hayvanlar içinde bazıları da toprakta değişiklik yaparlar. Özellikle köstebek, tarla faresi gibi hayvanlar  toprak içinde yaptıkları yuvalarla toprağı karıştırmakta, toprağın humus bakımından zengin üst tabakasını daha derin kısımlara taşınmakta, açtıkları büyük boşluklar sayesinde su ve hava toprağın daha alt tabakalarına inebilmektedir.

Görüldüğü gibi toprak başta bitkiler olmak üzere çeşitli canlıların besin kaynağı ve barınma alanı olurken, bu canlılardan yüce Allah’ın kendilerine ilham ettiği biçimde toprağın oluşumuna, havalanmasına, suyun hareketine, besin maddelerinin oluşumuna katkıda bulunmaktadır.

Yüce Allah, insanların Kendi büyüklüğünü kavrayabilmeleri için evrendeki düzeni sayısız detaylarla birlikte yaratmıştır. Burada sadece birkaç noktasını açıklayabildiğimiz toprak da Rabbimizin  detaylı ve çeşitli yaratış özelliklerinden sadece biridir.  Kuran’da Allah’ın var ettiği bu düzenden bahsedilirken, “… sizin gerçekten Allah’ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah’ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz öğrenmeniz için” (Talak Suresi, 12) denilmektedir. Bu düzen öylesine detaylar içerir ki insan düşünmeye nereden başlayacağını şaşırır. Zira     Allah’ın aklı ilmi ve kudreti sonsuzdur. Tek bir olayın içinde dilediği kadar ayrıntı meydana getirir. Çünkü;

“O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.” (Haşr Suresi, 24)

 

 Yazar /Fatma Balkır Coğrafyacı / İstanbul Üni. Edebiyat Fak. 

 

 

 

1-Mater, B. Toprak Oluşumu,Erozyon  ve Korunması, İ.Ü.Yay. No:3465, İstanbul, 1986,s. 105-106
2-Atalay İ.,Toprak Coğrafyası, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi, No;8,s.22
3-Atalay İ.,Toprak Coğrafyası, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi, No;8,s.20
4-Mater, B. Toprak Oluşumu,Erozyon  ve Korunması, İ.Ü.Yay. No:3465, İstanbul, 1986, s.107

Hiç yorum yok