Breaking News

RD Evrim: Türkiye’nin evrime Bakışı


 

Türkiye’deki evrimsel biyoloji birikimi hangi düzeydedir? Evrimsel biyolojinin Türkiye’deki algılanma biçimlerinin tarihsel kökleri nerede yatmaktadır? Darwin ve evrim kuramı bu coğrafyaya nasıl girmiştir? Cumhuriyet tarihinin çeşitli dönemlerinde nasıl yaklaşımlar oluşmuştur? Kısacası, dünyada evrimsel biyoloji çağı yaşanırken, biz nereden nereye geldik?

Ahmet Mithat Efendi’nin kaba evrimciliği
Biyolojik evrim düşüncesinin memlekete girişine baktığımızda, Türlerin Kökeni’nin yayımlanmasının yaklaşık on yıl sonrasında Ahmet Mithat Efendi karşımıza çıkacaktır. Ahmet Mithat Efendi’nin çıkardığı dergi olan Dağarcık’ta evrim konusundaki kendi yazıları ile ilk kez 1870’de biyolojik evrim düşüncesi Osmanlı dünyasına girmiştir. Ahmet Mithat Efendi, hayli polemikler yaratacak olan, Dağarcık’ın 1870-1873 arasında yayınlanan on sayısında, evrimi hayli kaba ve Darwin’in üretimiyle ilgisiz bir bağlamla aktarır Osmanlı entelektüel dünyasına. Ona göre, insan ve orangutan birbirine çok benzemektedir ve Bedeviler “kuyruklu”dur. Ortak köken kavramı bulanık şekilde verilir ve yazıların tonu kışkırtıcıdır. Sonuç itibarıyla, Ahmet Mithat Efendi’nin evrimi aldığı kaynaklar ikincil nitelikte ve bir tür avam doğa dinciliği yapan kaba pozitivist Alman ve Fransız “bilimci materyalizmi”nin propaganda ve polemik kitapları ya da makaleleridir.  O dönemde İngilizce bilen hemen hiç entelektüel olmaması da -Osmanlı aydınlarının neredeyse tamamı Frankofondur- Darwin’in asıl kaynaklarından Osmanlı’ya girememesinin önemli bir nedeni olarak gözükmektedir.

Evrim Osmanlı’ya Ahmet Mithat Efendi ile girer, ama hayli kaba bir yorumla.

Burada hemen belirtilmesi gereken nokta, “bilimci materyalizm”in diyalektik materyalizmle bir ilgisinin bulunmadığıdır. Bilimci materyalizm tarihten bağımsız, hadiselerin nedenleri açısından yakın nedensellik tonu yüksek bir deterministik doğacılık vurgusu yapan, beşeri alanları da bu tür açıklama biçimlerine dahil eden bir bakış açısıdır. Diyalektik materyalizm ise, başlangıç koşullarının hadiselerin ortaya çıkışları açısından belirleyici olduğu, determinizmin tek açıklama biçimi olmayıp tarihselliği ifade eden rastlantısallığa da başvuran, kategorik “evet” ya da “hayır” yerine “evet ve hayır”ların çelişkisinden tarihsel bağlamın izlerini taşıyan yenilik çıkacağını öngören bir metodolojik bütündür. Diyalektik materyalizm evrimsel biyolojinin tarihselliğine uygun araştırma metotları üretebilirken, “bilimci materyalizm”, evrimsel biyolojinin ilkelerini “güçlü olan ayakta kalır” karikatürüne indirgeyen ve beşeri alanlara taşıyan avam algının birincil nedenidir denebilir.

1908 sonrası ciddi evrim kitapları
Ancak Osmanlıdaki avam evrim kavrayışının yaygınlığı yanında, özellikle 1908 ertesinde yayımlanan kimi ciddi evrimsel biyoloji kitapları da vardır. Örneğin doğa tarihi öğretmeni Suphi Edhem’in 1911 tarihli, Manastır’da basılan “Darvinizm” adlı kitabı, hem içeriğinin biyolojik evrimle dolu oluşu hem de özellikle ulema tepkisi karşısındaki cesareti bakımından dikkati çeken ilk kitap olarak karşımıza çıkar. Suphi Edhem, aynı yıl içinde bir de “Lamarkizm” adlı bir küçük kitap daha yazacak ve yayınlayacaktır. Yine bir diğer önemli dönem eseri, hekim Ethem Necdet’in yazdığı ve Abdullah Cevdet’in İçtihat Evi yayını olarak çıkan 1912 tarihli “Tekamül ve Kanunları” isimli kitaptır. Bu kitap, sosyal konuları biyolojik evrimin açıklama biçimlerinin yozlaştırıldığı “güçlü olan ayakta kalır” avamlığına çekmeyen, aksine, fen biliminin sınırları içinde kalması gereken biyolojik nitelikteki evrim vurgusuyla dikkati çeken önemli bir eserdir.

Ahmet Mithat Efendi’den Cumhuriyet’e dek geçen süredeki evrim algısına baktığımızda, genellikle evrimci bakışın hakim olduğu tartışmalardan, makaleler ve kitaplarda değinmelerden ve bunlara karşı ulema tarafından yapılan materyalizm ve ateizm suçlamalarından oluşan bir düşünce iklimi karşımıza çıkar. Öyle ki, 1913’de Kastamonu’daki bir lise biyoloji öğretmeni evrimden ve Darwin’den söz ettiği için, ateizm ve materyalizm suçlamasıyla aynı lisenin Arapça öğretmeni tarafından idareye şikayet edilir. Bu şikayeti protesto eden matematik öğretmeni ve öğrencilerin tepkisi gösteriye dönüştüğünde ise kolluk kuvvetleri her üç öğretmeni de tutuklamıştır.

Nazi karşıtı bir Alman genetikçi ve zoolog olan Curt Kosswig, Türkiye’de biyoloji ve evrimin bilimsel inşası için büyük katkılar yaptı.

Genç Cumhuriyet dönemi
Geçmişin birikimi bu yönde iken Cumhuriyet’ten itibaren durum nasıl şekil almıştır? Öncelikle Cumhuriyet’in Türk tarih tezinin ortaya konduğu kitapların, insanın kültürel değişimleri ya da uygarlık oluşumu konusundaki bölümlerinde, başlangıç itibarıyla, insanın evrimi temasını işlediklerini belirtmemiz gerekir. Tarih tezinin bütününe ilişkin tartışmaları konumuzun ana ilgisine uzaklığı dolayısıyla bir yana bırakırsak, Paleolitik ve Neolotik değişim ve dönüşümleri insanın tarihsel yüzlerinin parçası saymak yanlış olmasa gerek. Bununla birlikte, Cumhuriyet’in erken ve sonraki dönemlerinde, boyutu zaman içinde değişmekle birlikte, kaba evrimciliğin yine çeşitli siyasal, hukuki, toplumsal değişim modelleri bütünü içindeki beşeri üretim tartışmalarına yansıyan güçlü bir damarının bulunduğunu da söylememiz gerekir. Fakat bu kez, büyük oranda Cumhuriyet öncesinde yaratılmış olan evrim bilgi kirliliğinin mirasının sirayet etmesini hem entelektüel hem de popüler zihinler açısından önleyebilme potansiyeline sahip dönüşümlerin varlığı karşımıza çıkmaktadır.

Bunlardan birincisi, Nazizm’den dolayı Türkiye’ye gelen Alman Yahudilerinin, çok daha az olmakla birlikte Yahudi olmayan Nazi karşıtı Almanla birlikte yarattığı büyük kurumsal ve bilimsel katkıdır. Dünya ölçülerine yaklaşan üniversite kurulması fikrini hayata geçiren bu bilimciler arasında, evrimsel biyolojinin dönemin doğru kuramsal ve pratik donanımına sahip olanlar vardır ve bunların evrimi doğru aktaracak öğrencileri yetiştirmesi yoluyla biyoloji biliminin Türkiye’de başlaması mümkün olmuştur. Örneğin, Nazi karşıtı bir Alman genetikçi ve zoolog olan Curt Kosswig’in Türkiye’de biyoloji ve evrimin bilimsel inşası için yaptığı katkıların önemi tartışılamaz niteliktedir. İkinci dönüşüm ise, Cumhuriyet öncesi eski kuşaktan gelen ya da Cumhuriyet’in ilk kuşağı içinde yer alan ciddi entelektüellerin, biyolojik evrimin doğru bilgilerini içeren kimi katkılarının popüler alandaki yansımalarıyla oluşmuştur denilebilir.

Galip Ata’nın yazdığı ve Türkiye’deki ilk Darwin biyografisi olan Darvin adlı eser.

Galip Ata ve Muzaffer Şenyürek
Burada aklımıza gelen ilk örnek, Galip Ata’nın yazdığı ve Türkiye’deki ilk Darwin biyografisi olması nedeniyle adını anmamız gereken, küçük hacmine karşın şaşırtıcı bilgi içeriğiyle karşımıza çıkan Darvin adlı eserdir. Bu biyografi, 1931’de önce Maarif Vekaleti, hemen yine aynı yıl içinde bu kez “Milli Eğitim Bakanlığı yayını olarak iki kez basılmıştır. Ayrıca, tek parti döneminde faaliyete geçen ve kapatılan Yurt ve Dünya dergisinin kadrosundan da evrime ilişkin bilimsel düzeyi oldukça sağlam makalelerin üretildiğini hemen belirtelim. Genç yaşta kaybettiğimiz büyük antropolog Muzaffer Şenyürek’in, Yurt ve Dünya’nın Şubat 1944 tarihli Darwin kapaklı 39. sayısındaki yazısı bugün bile parlaklığı ve sağlamlığından bir şey yitirmemiş durumdadır.

12 Eylül 1980 sonrası gericileşme
Galip Ata’nın seksen yıl önce yayınlanan Darvin biyografisinden ve Muzaffer Şenyürek’in Yurt ve Dünya’sından günümüze geldiğimizde ise vaziyet nasıl gözükmektedir? Hemen göreceğimiz şey, yaratılışçılığın 12 Eylül 1980 darbesi ile birlikte kurumsallaşan bağnazlığın ve totaliterliğin verdiği imkânla hızlı yükselişidir. Özellikle 1985’te Milli Eğitim Bakanlığı’nca yaratılışçılığın resmen ders kitaplarına sokulmaya başlanılması, evrim eğitiminin ülkemizdeki tarihi açısından bir kırılma noktasıdır. Yaratılışçıların, “yaratılış bilimcilerin” her türden biyolojik malzemeyi sistematik bir çarpıtmayla evrimsel biyoloji karşıtlığının malzemesine dönüştürmesinin kitap hali olan “Yaratılış Modeli”, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 1985’te çevirtilir ve binlerce kopyası öğretmenlere dağıtılır. Bu durum, “güçlü olan ayakta kalır” avamlaştırmasının Türkiye’deki popülerliği de hesaba katıldığında, evrimsel biyolojinin, evrimsel genetikle 1930’larda örülmüş ve günümüze dek de hayli gelişip incelmiş kuramsal yapısının ve bu yapının ortaya koyduğu pratik sonuçların kavranmasını hayli güçleştirmektedir.

Hiç yorum yok