Breaking News

Yaradılış: Evreni Kapsayan Üstün Akıl


 Suyun akışkanlığından, sinir sistemine kadar farkında olduğumuz ya da olmadığımız tüm ideal özellikler hep evrenin rasyonellik özelliğinden kaynaklanır.

Evrenimizin bugünkü halini açıklayabilmek için bilim tarafından şart koşulan rasyonellik hakkında Einstein şöyle demiştir:

 

“Bu alandaki (bilim) başarılı gelişmelerin yoğun deneyimini yaşamış olan herkes, mevcudiyette açığa çıkartılan rasyonellik karşısında derin bir huşu içerisindedir… Mevcudiyette vücut bulan aklın ihtişamı.

Gerald L. Schroeder dünyanın önde gelen üniversitelerinden Massachussets of Technology’de ‘moleküler biyoloji’ ve ‘kuantum fiziği’ alanlarında doktorasını yapmış saygın bir bilim adamıdır. Time, Newsweek ve Scientific American gibi prestijli dergilerde bilim yazarlığı yapmaktadır. Schroeder hala devam ettirdiği bilimsel çalışmalarının ardından vardığı sonucu “Tanrı’nın Saklı Yüzü” adlı kitabında şöyle açıklamaktadır:

 

“Fiziksel dünya, mucizevi olgularla dolu bir birlik fenomenidir. Evrendeki milyarlarca galaksi arasında dağılmış olan trilyonlarca yıldızı yöneten, 15 milyar ışık yılı uzaklığa kadar uzanan aynı yasalar, 0,0001 santimetrelik bir hücre içerisindeki kimyasal reaksiyonları da yönetmektedir. Organik hücrenin 10-5 metrelik alanından evrenin 1026 metrelik alanına kadar, 10-26 kilogramlık atom kütlesinden, 1030 kilogramlık Güneş kütlesine kadar, aynı yasalar. Ama neden? Evren neden böylesine idrak edilebilir ve tutarlıdır? Buna bilim tek başına cevap veremez. Muhtemelen bizler, fiziksel olanın içerisinde tutulan metafiziğe dair ip uçlarıyla karşılaşmaktayız.”

Schroeder’in bu görüşü Einstein’ın “mevcudiyette vücut bulduğunu düşündüğü akıl” ile aynıdır:

 

“Fizikçilerin günümüzde ulaştığı son nokta bize çok açık bir ders vermektedir: Daha derin bir inceleme sonucunda, yüzeysel olarak bakıldığında çeşitlilik olarak görünen şeyin aslında ‘Bir’lik olduğunu anlarız.

Ebedi ve ezeli olan Bir’dir dendiğinde bunun ardından iki, üç ve dördün geldiği ‘Bir’ sanmayın. Burada bundan çok daha derinlikli bir şeyden bahsedilmektedir. Burada bahsi geçen birlik, fiziksel olan tarafından idrak edilen sonsuz metafiziksel gerçekliktir, tamamen kapsayıcı ve evrensel olan ‘Bir’liktir.”

Evrenin her noktasında kendini gösteren akıl, sonsuz ilim sahibi olan Allah’ındır.

 

“Göklerin ve yerin mülkü O’nundur; çocuk edinmemiştir. O’na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir.”
(Furkan Suresi, 2)

Allah Kuran’da ‘her an eksiksiz ve kesintisiz bir hakimiyet’e sahip olduğunu şu ayetiyle açıklar:

 

“Göklerde ve yerde olan ne varsa O’ndan ister. O, her gün bir iştedir. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” (Rahman suresi, 29-30)

Stanford Üni. Popülasyon Biyolojisi alanında doktora yapan ve Florida Üniversitesi Zooloji profesörlüğü ve Bölüm Başkanlığı görevini yürüten Prof. Thomas C. Emmel ise bu konuda şunları söylemiştir:

“…Mevcut Big Bang teorisini şimdiye kadar yapılmış en iyi izahat olarak görüyorum. Yaratıcı süreç pekala devam etmekte. …bence Allah’ın varlığı, bizi çevreleyen engin evren üzerine yaptığımız çalışmalarda açıkça ortaya çıkıyor.”

Sebep – Sonuç İlişkisi Evreni Açıklamakta Yetersiz Kalıyor

Birçok bilim adamı doğadaki fizik yasalarının ve canlıların gelişiminin sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde cereyan ettiğini düşünür. Hatta bunun, doğal bir olayın açıklamasının bilimsel olarak değer kazanabilmesi için şart olduğunu bile ileri sürerler. Ancak bunu iddia edenler bir açmazla karşı karşıyadırlar. Şu ifade kesin bir çelişkiyi barındırır:

 

“Elbette bazı şeyler (bilimsel olgular) aslında bir sebebe dayanır ama herşey, bir sebebe dayanmayan şeyler de dahil olmak üzere, bir sebep olmadan da var olabilir.”

Burada kast edilen şey şöyle örneklendirilebilir: Yağmurun nedeni bulutlardır, bulutların nedeni atmosferik olaylar, atmosferin nedeni ise Dünya’nın yapısıdır. Peki Dünya’nın yapısının nedeni nedir? İşte burası her şeyi sebep–sonuç ilişkisine bağlayan zihniyetin iflas ettiği noktadır.

Bugün bilimi sebep-sonuç ilişkisi üzerine kurmaya çalışanlar büyük bir telaş ve sıkıntı yaşıyor. Bu sıkıntının nedeni evrenin başlangıcı olan olaydır: Büyük Patlama ya da orijinal adıyla Big Bang. Astrofiziğin ulaştığı kesin sonuç, tüm evrenin, bir sıfır anında, büyük bir patlamayla var olduğudur. Büyük Patlama, tüm evrenin tek bir noktanın patlamasıyla yokluktan meydana geldiğini kanıtlamıştır.

 

“O gökleri ve yeri yoktan var edendir…” (Enam Suresi, 101)

Canlılığı ve diğer fiziksel varlıkları sebep-sonuç ilişkisi ile açıklama “maddenin zaman içinde birbiriyle etkileşimi” temeline dayanır. Ancak maddenin, enerjinin, hatta zamanın dahi bulunmadığı bir an vardır. Bu anı maddi bir sebeple açıklamak da imkansızdır.

Yale Üniversitesi Fizik ve Doğa Felsefesi profesörü Henry Margenau doğa kanunlarının tesadüflerle açıklanamayacağını şöyle ifade etmiştir:

“Şuna hiç şüphe yok ki, doğa kanunları tesadüfler ya da kazalar sonucu ortaya çıkmış olamaz. O halde doğanın sayısız yasalarının ortaya çıkışına dair sorulacak cevap ne olmalıdır? Doğa kanunlarının evrensel geçerliliğine uygun olan tek bir cevap biliyorum: Doğa kanunlarını Allah yaratmıştır. Allah herşeyi bilen, herşeye gücü yetendir.”

Oxford Üniversitesinde Tabii Bilimler Doktorası yapmış ve 1973 yılında Nobel Tıp Ödülünü kazanmış olan nörofizyolog Sir John Eccles ise hayatın ancak kusursuz bir yaratılışın sonucu olduğunu söyler:

ohn Eccles ise hayatın ancak kusursuz bir yaratılışın sonucu olduğunu söyler:

“Eğer her şeyde bir amaç ve tasarımın hâkim olduğuna inanmazsanız o zaman her şeyin sadece tesadüf ve gereklilikten ibaret olduğunu öne sürebilirsiniz. Ama varoluşunuzu açıklamak için tesadüf ve gerekliliğe bağlı kalmak aptalca bir şeydir. Bütün hayat ve elbette bütün insanlar kusursuz bir yaratılış planının parçasıdırlar.”

Bir kısım insanların -ki bunlara bazı bilim adamları da dâhildir- sebep-sonuç etkileşiminde bu kadar ısrarcı olmalarının nedeni, her şeyi, maddi dünyayı, kendi içinde açıklayabilme arzusudur. Materyalizm olarak adlandırılan bu akıma göre; evren sonsuz boyuttadır. Sonsuzdan beri vardır ve sonsuza kadar da var olacaktır. Bu sonsuzluk içinde en karmaşık olaylar dahi rastlantısal gelişmelerin sonucu olabilir. Sonuç olarak bir materyalist için herşeyin Yaratıcısı olan Allah’a inanmak söz konusu değildir. Materyalist felsefenin de temelini oluşturan bu görüş, 20. yüzyılda gelişen bilim ve teknoloji ile kökünden yıkılmıştır.

 

Materyalizm Bilimsel Bir Gerçek Değildir

Bilim adına ortaya çıkan materyalist iddia, yine bilim tarafından ortadan kaldırılmıştır. Maddenin sonsuzdan beri var olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı iddiası artık bir dogmadır (dogma; doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temelidir).

1978 Nobel Fizik Ödülü’nü alan Dr. Arno Penzias materyalizmin bilimsel bir gerçek değil, ancak inanç olabileceğini şöyle açıklar:

 

“Bugünün dogması ise maddenin ezeli ve ebedi olduğu yönündedir. Bu dogma, evrenin yaratılmış olduğuna işaret eden gözleme dayalı kanıtların, astronominin bugüne kadar ürettiği gözlemlenebilir verilerin hepsinin evrenin yaratıldığı iddiasını desteklediği gerçeğine rağmen, kabul etmek istemeyen insanların (bunlara fizikçilerin çoğunluğu da dâhildir) içgüdüsel inançlarına dayanmaktadır.”

Evrenimizi bugün algıladığımız şekle getiren Büyük Patlama’dan sonra ortaya çıkan şeylerdir. Bilim dünyası bu şeyleri ‘doğa sabiteleri’ olarak adlandırıyor. Örneğin evrendeki tüm atom ve atom altı parçacıkların sayısı, elektronun kütlesinin protonun kütlesine oranı, elektron ve protonun elektrik yükleri doğa sabitelerine örnek olarak verilebilir. Bunların tam da, ilksel gazın yoğunlaşarak nebula ve yıldızlara dönüşmesine ve nihayetinde de yaşadığımız gezegeni oluşturacak değerlikte olduğu bilimsel bir gerçektir. Eğer bu sabiteler çok az bile değişik olsaydı, bütün bunlar meydana gelmezdi ve biz asla var olamazdık.
Big Bang ile ilgili en önemli delillerden biri olan “Kozmik fon radyasyon”unun kalıntılarını keşfeden Arno Penzias, evrenin başından beri bir plana göre işlediğini şöyle anlatır:

 

“Astronomi bizi benzersiz bir olaya ulaştırır; hiçlikten yaratılmış olan, hayatın oluşabilmesi için sağlanması gereken koşullara en uygun, hassas bir dengeye ve kendisine temel oluşturan bir plana (buna ‘doğaüstü’ de denebilir) sahip olan bir evren.”

Bilim çevreleri de artık evrenin ‘insan merkezcil bir amaç’ (Homo-centrici Teleologism) taşıdığını düşünmeye başlamıştır. Buna göre evren, boş yere var olmamıştır; bir amacı vardır. Evrendeki tüm fiziksel dengeler insan yaşamı için çok hassas bir biçimde ayarlanmıştır. Evrendeki her ayrıntı, insan yaşamını gözeten bir amaçla tasarlanmıştır. Allah her şeyin Hakimi olduğunu bir ayette şöyle bildirmektedir:

“Gaybın anahtarları O’nun Katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır.” (Enam Suresi, 59)

      Referanslar:

  1. Albert Einstein, Ideas and Opinions, Wings Book, New York, s.49.
  2. Gerald L. Schroeder, Tanrı’nın Saklı Yüzü, Gelenek Yayıncılık, Nisan 2003, İstanbul, ss.44-45
  3. Gerald L. Schroeder, Tanrı’nın Saklı Yüzü, Gelenek Yayıncılık, Nisan 2003, İstanbul, s.43, s.23
  4. Henry Margenau & Roy A. Varghese, Cosmos. Bios, Theos, Open Court Publishing Company, Illinois, Mayıs 1992
  5. T. D. Sullivan, “Comming to be Without a Cause”, Philosophy, s.176-177.
  6. Henry Margenau & Roy A. Varghese, Cosmos. Bios, Theos, Open Court Publishing Company, Illinois, Mayıs 1992
  7. Henry Margenau & Roy A. Varghese, Cosmos. Bios, Theos, Open Court Publishing Company, Illinois, Mayıs 1992
  8. Henry Morgenau & Roy Abraham Varghese, Kosmos Bios Teos, Gelenek Yayıncılık, Ekim 2002, İstanbul, s.101.
  9. Henry Morgenau & Roy Abraham Varghese, Kosmos Bios Teos, Gelenek Yayıncılık, Ekim 2002, İstanbul, s.105.

Hiç yorum yok