Breaking News

3000 yıllık gizemli yeraltı şehri Derinkuyu


 Bilinen çok ilgimi çekmiyor. Ben daha çok bilinmeyenlerle ilgilenmek, gizem dolu yaşamları, mekan ve yapıları fotoğraflamak isterim.

Olanaklarım el verdikçe kimsenin ilgilenmediği yerlere gider, kendimce bilinmeyenleri fotoğraflama, mitlerini not almaya, hikayelerini yazmaya çalışırım.

Bunlardan biri de Kapadokya yöresinde bulunan Derinkuyu'dur. Bu gün artık bir turizm merkezine dönen Derinkuyu gerçekten tam bir bilinmezliği barındırır ve insanı hayretler içinde bırakır. 

Ben genellikle bir planlama ile yola çıkmam. Biraz rüzgarın yönüne kapılarak ilerler, Ara Güler'in izinde, yönteminde rastgele yürümek isterim.  
 

1 (1).jpg


Bu mantıkla Adana'dan yola çıktığımda kafamda Ihlara Vadisi olsa da Derinkuyu levhasını gördüğümde anında fikrim değişti, bir anda Ihlara Vadisi'ni unuttum ve böylelikle hiç bilmediğim yer altı kentine yolculuğum başladı.

Yüksekçe engebeli bir tepenin yamacında yapılan yer altı kentine adım attığımda hakkında tek kelime bilgim yoktu. Uzak ülkelerden gelen turistler büyük bir ihtimalle benden çok daha fazla bilgiye sahipti.


Biraz da utanarak, sıkılarak Derinkuyu'nun kapısına doğru ilerlemiştim birkaç yıl önce. Dış dünyadan gelenlerin ellerinde ciltli kitaplar, haritalar, oldukça kaliteli fotoğraf makinaları, benim elimde ise onlara göre uyduruk bir fotoğraf makinası ve güneşten korunmak için ucuz bir şapka.

İşte o an kendime gülesim gelmişti. Dünyanın diğer ucundan gelenlerle kendimi karşılaştırmış, onların olanaklarını biraz da kıskanmış, onlara imrenmiştim.

Neyse ki bu beni Derinkuyu'ya inmekten ve araştırma yapmaktan alıkoymadı. Her zaman bildiğim gibi yaşamaya çalışarak, kendimce ilerledim, bilinmeyenleri anlamaya çalıştım, yorumladım.

Adını 85 metre derinlikte yerin altında inşa edilen kuyudan alan yer altı kentinin varlığı ilk defa 1963 yılında ortaya çıkarılmış ve uzun süre öyle kendi halinde bırakılmış.


1983 yılında araştırmalar derinleştirilmiş ve temizlik çalışmasına başlanılmış. Kimilerine göre 13 kat yerin altına doğru genişleyen kentin, bugün 8 kat ve çok az kısmı gün yüzüne çıkarılmış.

Kimler tarafından, hangi amaçla yapıldığı tam olarak anlaşılmayan Derinkuyu olağanüstü bir yer. Hem yer altında olması hem de bünyesinde birçok bilinmezliği barındırması, bu sır dolu yeri ilginç kılıyor.

Evler, mabetler, çarşılar, gıda depoları, su sarnıçları, zindanlar, kuyular, sosyal donatılar ve havalandırma mazgallarının olduğu bir yer altı kenti.

Tarihsel süreci bilinmezliklerle dolu. Bu nedenle buranın kimler tarafından yapıldığına dair birçok iddia var. En ilginci ise uzaylıların yaptığını ileri süren Tanrıların Arabaları adlı kitabın ünlü yazarı…

Yer altında adeta bir labirent gibi genişleyen ve giderek kat kat derine inen yapının tümünü gezme imkanı bulamadım.

Ama yerin sekiz kat derinliğine kadar ilerledim ve zaman zaman iki büklüm olarak gezdiğim koridorlarda eski çağların bütün izlerini gördüm.

Derinkuyu'nun inşa edildiği alanda bulunan toprak yapısı, bu kentin inşa edilmesini sağlamış. Zemin kaya toprak karışımı olan ve işlemeye, oymaya müsait bir malzeme.

Taş desem değil, toprak desem hiç değil. Benim tanımlayamadığım bir malzeme. Suya dayanıklı, sağlam ve taş gibi sert.

Sanki yekpare devasa bir kaya kütlesi insan eliyle kazınarak, yontularak bu harika yer altı yerleşkesi inşa edilmiş.

1850 yıllarına kadar yer üstünde tek yapının olmadığı anlatılan alan, keşfedilmesinden sonra kentin büyüklüğü anlaşılmış ve çalışmalar ancak 20 yıl sonra başlatılmış.

Bugün hala bir çok alanı kapalı olarak duran kent artık bir turizm cazibe merkezine dönmüş.

Her gün yüzlerce insanın ziyaret ettiği kentin yakınlarında başka yer altı kentler de ortaya çıkarılmış. Bu yer altı kentlerin sayısı 36 olarak veriliyor.

Buna benzer yapıları Ihlara Vadisi'nde görsem bile, ilk defa bu kadar düzenli ve büyük bir yer altı barınağı görüyordum.

Bugün Kapadokya'da benzer özellik gösteren birkaç yer altı yerleşimi temizlenerek, turizmin hizmetine sunulmuş durumda.


Tarihteki izi 5 bin yıl öncesine, Asurlara kadar giden gizem dolu bu yerleşim yeri kazıldıkça insanı, arkeolojik çevreleri şaşırtmaya devam ediyor. Her kazılan alan yeni bilgileri gün yüzüne çıkarıyor.

Bu karanlık ve gizem dolu kentin izlerinin 8 bin yıl öncesine kadar gittiği dillendiriliyor. Ne kadar doğru bilemiyorum, bilmeme de imkan yok. Bu daha çok arkeologların işi.

Halen kazılmadık birçok tünel, mağara, sığınak ve mabet olduğu düşünülüyor. Derinkuyu'da asırlar önce en az 20 bin kişinin yaşadığının tahmini bile tek başına insanı hayretlere düşürür.

Eski çağlardaki olanaklar göz önüne alındığında bu rakam inanılmaz geliyor, insan kentin derinliğine inince şaşırmaktan kendisini alamıyor, asırlar öncesinden kalan bir yapı olduğuna inanamıyor.


Derinkuyu yer altı kentinin giriş kapısının yerini seçen ustalar eğimden faydalanmış ve giriş kapısı açısından müthiş bir seçim yapmış.

Giriş kısmının yağmurdan, sel sularından etkilenme oranı neredeyse sıfır. Ancak bir ikinci Nuh Tufanı olursa Derinkuyu sel sularıyla dolabilir.

Giriş kapısı yüksek tepenin yamacında yapılmış olduğundan şiddetli yağışlar olsa bile, sel suları kentin bulunduğu alanın dışında daha alçak yerlere, daha aşağılara akıp gider.

İnsan giriş kapısından içeri adımladığında, tehlike zamanında içerden kapanan bir taş kapı karşılıyor insanı. Kocaman dairesel kaya parçası, değirmen taşına benzeyen yuvarlak kapı insan eliyle yontularak iki kaya arasında yerleştirilmiş.


Kayalarda taşın kolay hareket edebilmesi için kayanın içinde düzgün bir yuva yapılmış. İçerden kapatıldığında ise dışardan açılması imkansız olan bir mekanizma oluşturulmuş.

Hiçbir teknolojik araç yokken, harika bir taştan kapı inşa edilmiş. Bu kapıdan daha güvenlisini düşünemiyorum. 

Yerin derinliğine doğru ilerleyen ve oldukça dik olan merdivenlerden inildikçe insan hayretler içinde kalıyor.

Bir insanın sığabileceği koridorlar, koridorlara açılan evler, sosyal donatılar, mabetler, sarnıçlar, zindan ve gıda depoları tek tek insanı karşılarken, kentin ortaya çıkarılan bölümleri tam sekiz kattan oluşuyor.

Her katta değişik ölçülerde mazgallar, koridor ve mağaralar bulunuyor. Bir akıl hastanesi ve devasa bir zindanın da yer aldığı yer altı kenti bütün gizemini içinde barındırıyor.

Bu karanlık kent bazı yağlı tohum ve bitkilerden elde edilen yağlar kullanılarak aydınlatılmış. Meşale yerlerinin belli olduğu kent, bugünkü metro istasyonlarının tünellerini çağrıştıran koridorlara sahip.


Bu gizemli yer altı kentinin insan eliyle yapıldığına, doğal kayanın oyularak işlendiğine insan inanamıyor, hayretler içinde kalıyor.

İçerisi tam bir labirent. Birçok koridor birbirine bağlı, katlar arasında geçitler söz konusu. Bir saldırı anında, günlerce içerde kalabilecek büyüklükte yerleşkeler, gıda depoları ve su sarnıçları var. 

Şimdiki zamanın yöneticileri ziyaretçilerin yollarını şaşırmaması için yol güzergahları belirlemiş. Buna rağmen yolumu şaşırıp, kapalı koridorlara girdiğimi, kaybolma hissi yaşadığımı da belirtmeden geçemeyeceğim.

İşte o an ne yön duygusu kalıyor, ne de elindeki teknolojik araçların hükmü. Her şey zihninin açık olmasına bağlı. Paniklersen bu labirentten çıkma imkanı olmayabilir ama aklını kullanırsan, yol seni ışığa götürüyor.


Yol güzergahı deyince aklınıza düz yollar gelmesin. Dik merdivenler, yerin altına doğru inen daracık merdivenli yollar.

Bu kenti inşa eden ustalar, her şeyi düşünmüş, içerde hava alma kanalları iyi çalışıyor. Nereden, nasıl hava sirkülasyonu oluşuyor bilmiyorum ama insan hiç nefes darlığı çekmiyor.

Yazın ortasında harika bir serinlik insanı kucaklıyor. Sanırım kışın da tam tersi yaşanıyor. Yerin üstünden daha fazla sıcaklık olur diye düşünüyorum. 

Yanlış hatırlamıyorsam ve aldığım notlar beni yanıltmıyorsa dört ya da beşinci katında devasa bir zindan ve akıl hastanesi olduğu belirtilen bölmeler var.

Bütün bölmeler kayaların oyulmasından oluşturulmuş. Zindan kapısı bu kez içerden değil, dışardan kapatılma mekanizmasına göre inşa edilmiş.

Dışardan bir değirmen taşından daha büyük dairesel taş kapatıldığında, insanın buradan kaçma şansı imkansız gibi. Günlerce tünel kazıp, dışarıya ulaşması bile mümkün değil.


Bütün yollar, bütün bölmeler birbirine bağlı iken, burada yollar körleşiyor, zindan olduğu açıkça ortaya çıkıyor.

Dışardan kapatıldığında karanlık bir kuyudan farkı olmayan tarih öncesine ait bir zindan. İnsanı ürküten, akla zarar bir hapishane.

Derinkuyu'nun en alt katında yani sekizinci katında bütün tüneller meydana benzeyen bir alana açılıyor. Bu meydanda kente adını veren ve oldukça derin bir kuyu var.

Adeta yer kürenin içine açılan ve asırlar öncesinin gizini barındıran karanlık bir kuyu.

Bu meydanda oturduğumda tarihin karmaşık, karanlık ve kan kokan tünelinde ilerlediğimi fark etmiştim.

Bu meydan kim bilir nelere şahitlik yaptı, neler yaşandı, kimler geldi, kimler soluklandı?

Yerin sekiz kat aşağısında oturmak, tarih öncesi devirlerde dolaşmak, asırlık duvarlara dokunmak insana çok ama çok farklı bir haz veriyor, hayretler içinde bırakıyor.

Günümüzün melodileri yerin 80 metre derinliğinde yankılanırken, duvarlardan eski çağların ağıtları yükseliyor sanki.

Akşam Derinkuyu'da uyumanın ilginç olacağını düşünsem bile geri dönüş yoluna düşmekten başka çare yok.

Eski dünyayı yerinde bırakarak, bu kez yerin üstüne doğru tırmanmaya başlıyorum. Dönüş yolu bu kez farklı bir güzergah olduğu için şaşırmaya devam ederek, ışığa doğru yol alıyorum.

Derinkuyu'nun çıkış kapısına vardığında Kapadokya'da gün batmak üzereydi. Gökyüzü kızıllaşmış, yollar ıssızlaşmıştı…
 

Hiç yorum yok