Breaking News

Evrime 430 Milyon Yıllık Bir Darbe Daha!


 Kanada, Ontario’daki Bruce Peninsula Taşocağı’ndaki işçiler, 430 milyon yıllık bir akrep fosili buldular. Bugün yaşayan akreplerle aynı özelliklere sahip olan bu fosil, evrimi yerle bir eden yeni bir darbe oldu.

Fosil ile ilgili ilk değinilmesi gereken konu, fosilin yaşıdır. Fosil, 430 MİLYON yaşındadır!

430 milyon yıl öncesi, çok hücreli canlıların ilk fosillerinin bulunduğu bir dönemdir (Kambriyen). Bu dönemden daha eski katmanlarda, bu canlıların atası olabilecek hiçbir canlı fosili yer almamaktadır. Bu dönemde yaşamış olan canlılar, tüm karmaşık özellikleri ve muhteşem yapılarıyla bir anda var olmuş durumdadırlar. Bilim adamları bu dönemi Kambriyen Patlaması olarak adlandırırlar. Canlı filumları, tüm sistemleriyle bir anda aniden var oldukları için bu dönem “patlama” olarak nitelendirilmiştir. Bu dönemden günümüze ulaşan trilobit gibi meşhur fosiller vardır.

İşte bulunmuş olan akrep fosili de bu döneme aittir. Yani fosil, akrebin en eski halini göstermektedir. Akrebin bu fosilden daha eski bir atası bulunmamaktadır. Tüm detayların net olarak korunmuş olduğu bu fosilde görülen akrep ile bugün yaşayan akrep aynıdır.

Fosili inceleyen, Royal Ontario Müzesi’nden Janet Waddington ve ekibi de, akrebin ayaklarından kıskaçlarına, kuyruğundan gövdesine, bugün yaşayan akreplerle aynı yapıda olduğunu kabul ettiler. (1)

Bu durum akreplerin -diğer tüm canlılar gibi- değişmeden kaldığını, yani evrim geçirmediğini kanıtlamaktadır. Canlılar Allah tarafından yaratılmışlardır.

 

Evrimcilerin Sözde “Akrebin Evrimi” Yalanları ve Yalanların Çöküşü

Evrimcilerin akrepler ile ilgili uydurmuş oldukları hikayelerin neler olduğuna, yaptıkları sahte çizimlere ve tüm bu aldatmacaların gerçek bir fosille nasıl yerle bir olduğuna da değinelim.

Evrim hikayesi, canlılığın suda başladığı ve karaya çıkışın sonradan yaşandığı gibi hayali bir iddia üzerine kuruludur. Bu nedenle ilk akreplerin de suda yaşadığını, dolayısıyla bacaksız olduğunu hayal etmişlerdir. Ancak evrimcilerin en büyük hilesi, kurdukları hayalleri bilimsel gerçeklermiş gibi lanse etmeleridir. Akrebin evrimi konusunda da böyle yaptılar ve hayal ürünü olan bacaksız akreplere bilimsel isimler verdiler, sahte çizimler yayınladılar, bilimsel üsluplarla detaylı hayalî hikayeler anlattılar.

Bazı evrimciler söylediklerinin yalan olduğunun her zaman farkındaydılar ve yalnızca yaratılışı inkâr etmek amacıyla söylemeye devam ettiler. Bazı insanlar ise sözde bilimsel görünüme aldanarak gerçekten akreplerin başlangıçta bacaksız olduğu, karaya çıkarken bacaklarının yavaş yavaş oluştuğu yalanına inandılar. Bacakları olmayan bir akrep fosili beklediler. Ancak bulunan fosildeki akrebin bacakları vardı! Bu durum, evrimcilere bir hüsran yaşattı.


En eski akrebi gösteren 430 milyon yıllık fosil bulununca, akrebin mükemmel bacaklara sahip olarak bir anda yaratılmış olduğu ortaya çıktı. Fosil üzerinde yapılan incelemelerle, 430 milyon yıl yaşındaki akrep bacaklarının en ince detaylarına kadar bugünkü akreple aynı olduğu görüldü.

Fosildeki akrebin bacaklarının şekli, boğumları gibi tüm detaylar, yaşayan örnekleri ile aynıdır. 430 milyon yıl önce de akreplerin karada yürüyebildiğini gösteren önemli işaretlerden biri ise bacaklarının alt kısmında, bugün yaşayan akreplerin bacaklarındaki gibi ayak benzeri kısa bir bölüm olmasıdır. Bu bölüm, akrebin karada dengeli yürüyebilmesi için yaratılmış bir detaydır ve akrebin sudan karaya geçiş gibi bir evrim geçirmediğini, karada yaşamaya elverişli özellikler ile birlikte yaratıldığını gözler önüne serer.

Evrimcilerin hayali evrim hesaplamalarına göre henüz tüm canlıların suda olması gereken yıllarda, yani kambriyen döneminde, bir canlının karada yaşamaya elverişli özellikler göstermesi evrim yalanını yerle bir eder. Sudan karaya geçiş diye bir süreç yaşanmadığını ortaya koyar. Yaratılışa açık bir delil oluşturur.

 

Akrepteki Tesadüfen Oluşamayacak Kadar Karmaşık Algı Sistemi

Çölde yaşayan kum akrepleri, küçük hayvanlar içinde en tehlikeli olanlardandır. Bu akrep türünün gözleri hemen hemen hiç görmez. Buna rağmen geceleri avlarının yerini büyük bir ustalıkla belirleyebilirler. Peki bu şaşırtıcı olay nasıl gerçekleşir?

Bu durum, akrebin sekiz ayağında da bulunan yarık biçimindeki mükemmel algılayıcılarla ilgilidir. Bu algılayıcılar, milimetrenin milyonda birinden daha küçük titreşimlere yol açan hareketleri bile belirleyebilecek kadar hassastırlar.


Çöl akrebi milyonlarca yıldır kum üzerindeki en ufak titreşimleri dahi algılayabilecek hassasiyette sistemlere sahiptir. İnsanlar ise uzun yıllar içinde bilim alanında edindikleri birikimler sonucunda titreşim sensörleri yapabilmişlerdir.

 

Akrebin yakınlarında bir yere bir kelebeğin konduğunu düşünelim. Yere konan kelebek yerde iki tip titreşim dalgası oluşturur. Birincisi saniyede 150 metre hızla ilerleyen hacim dalgalarıdır. İkincisi ise yüzeye paralel olarak saniyede 50 metre hızla yayılan “Rayleigh” denilen dalgalardır. Ava olan mesafe, bu iki dalganın akrebe ulaşma süreleri arasındaki fark tespit edilerek belirlenir.(2)

Avın ne kadar uzakta olduğunu bilmek elbette tam bir tesbit anlamına gelmez. Bu nedenle hedefin hangi yönde olduğunun bilinmesi de şarttır.

Akrebin bacakları yaklaşık 5 cm. çaplı bir daire üzerinde yere basar. Dolayısıyla avın yaydığı Rayleigh dalgasının akrebin ava en yakın bacağına ulaşmasıyla, en uzaktaki algılayıcıya varması arasında 5 milisaniye (saniyenin iki yüzde biri) kadar bir fark olur. Algılayıcılardan biri, Rayleigh dalgasını belirlediğinde, sinir hücreleri akrebin sinir sistemi merkezine bir sinyal yollar. Bu uyarıcı sinyal, karşı taraftaki üç ayaktan gecikmiş olarak gelen dalgaları algılayan sinire de ulaştırılır. Ancak bu üç bacaktan gelen sinyaller bastırılarak sinir sistemi merkezine anında ulaştırılmaz.

Böylece her defasında erken gelen sinyale kaynak oluşturan ayak ile diğer taraftaki üç ayağın konumu değerlendirmeye alınır. Bu konumsal değerlendirmeyle dalganın kaynağının yönü belirlenir.

Eğer uyarıcı sinyal ile baskılanan sinyallerin ayaktaki algılayıcılara ulaşması arasındaki fark saniyenin beş yüzde biri kadarsa, sinir sistemi merkezi her iki sinyali de gecikmesiz olarak aynı anda algılar. Bu ise akrep için, harekete geçme ve “saldırı için mükemmel tasarlanmış silahlarını kullan” anlamına gelir.

Ayaklardan gelen sinyalleri işlemden geçiren 8 sinir hücresi adeta bir komite gibi toplanıp, her defasında avın yönünü ortak bir kararla belirlemektedir.(3)

Bu belirleme nasıl gerçekleşmektedir? Bunun için sinir hücreleri her seferinde bir toplantı yapmakta, verileri belirlemekte ve sonuca mı ulaşmaktadırlar?

Böyle bir toplantının olmadığı, sinir hücrelerinin sadece protein, yağ ve sudan oluşan varlıklar olduğu, bir akla ve şuura sahip olmadıkları açıktır.

Bu mekanizma milyonlarca yıldan beri, yaşamış her akrepte aynıdır. Evrimcilerin iddia ettiği gibi, tesadüfen ve zaman içinde gelişmiş veya sonradan eklenmiş değildir. Akrebi, sonsuz kudret sahibi olan Allah mükemmel bir tasarımla yaratmıştır.

 


1- Ciğerler: Akreplerin karınlarında sekiz adet nefes deliği bulunur. Bunlardan sadece biri açık olsa bile akrep hiç zorlanmadan nefes almaya devam eder. Güçlü ciğerleri sayesinde iki gün suyun altında rahatlıkla kalabilir.

2- Güçlü Zırh: Vücudunu bir zırh gibi saran kabuğu, onu yalnız düşmanlarından değil, radyasyondan bile koruyacak kadar dirençlidir. İnsan vücudunun radyasyona direnci 600 rads dolayındadır. Oysa akreplerde bu direnç 40.000 ile 150.000 rads’a kadar yükselir.

3- Zehirli Mizrak: Akreplerin bazen insanı bile öldürecek derecede olan kuvvetli zehirleri vücutlarının arka tarafında bulunan mızrakları vasıtasıyla düşmanlara aktarılır.

4- Kıskaçlar: Akrebin kıskaçlarının görevi, kurbanlarını iğnesiyle sokmadan önce etkisiz hale getirmektir. Ayrıca kıskaçlar vasıtasıyla kumu kazıp yer altına gizlenebilirler.

5- Beyin: Akrep başından kuyruğuna kadar uzanan 15 sinir düğümünden oluşan bir beyin yapısına sahiptir. Beynin bu yapısı hayvanın süratli karar alma, refleks ve gerekli emirlerin organlara ulaştırılması için büyük bir avantaj sağlar.

6- Ayaklar: Ayaklarındaki alıcılar hayvanın her türlü hareketi, sesi ve titreşimi algılamasını sağlamaktadır. Bu alıcılar o kadar hassastır ki, akrep, yakınındaki bir canlının kumda oluşturduğu titreşimleri, saniyenin 1/1000’i kadar olağanüstü bir sürede algılayabilir.

 

Sonuç: Canlılar Yaratılmıştır

430 milyon yıllık fosil ile bugün yaşayan akrebin aynı olması evrim teorisini çürütmüştür. Tüm fosiller gibi yeni bulunmuş olan bu fosil de tek başına, Darwinistlerin “teori” adı altında gerçek dışı hikayeler anlattıklarını, hayal ürünü canlıları bilimsel değeri varmış gibi lanse ettiklerini gözler önüne sermiştir. Tek bir fosil bile canlıların değişim geçirdiği iddiasını ortadan kaldırmıştır. Tek bir fosil bile evrimin sözde temellerinden biri olan sudan karaya çıkış hikayesini yıkmıştır. Tek bir fosil bile canlıların basitten gelişmişe geldiği iddiasını yerle bir etmiştir.


Evrim iddiası gerçek dışıdır. Tüm bilimsel delillerin gösterdiği tek bir gerçek vardır: canlıları Allah yaratmıştır. Tüm canlılar, Allah’ın “ol” demesiyle bir anda yoktan yaratılmışlardır. Allah sonsuz güç, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah’ın tüm canlıları bir anda yaratmış olduğu Kuran’da şöyle haber verilmiştir:

 

“Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca “OL” der, o da hemen oluverir.” (Bakara Suresi, 117)

Yazar / Onur Yıldız Biyolog / İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü

 

Alıntılar

1-http://www.newscientist.com/article/dn26798-ancient-sea-scorpion-shows-off-its-land-legs.html#.VL5m_kesWSo

2-Bilim ve Teknik Dergisi, “Akrebin Silahı: Fizik”, TÜBİTAK, Eylül 200, sf.16

3-http://itb.biologie.hu-berlin.de/~kempter/Publications/2000/PhysRevLett/abstract.html

Hiç yorum yok