Breaking News

Kaplumbağaların Sözde Evrimi İçin Uydurulan Yeni Hikayeler


 Evrimcilerin, canlıların evrimi ile ilgili açıklayamadıkları sayısız konu vardır. Görmek gibi bir kavram ortada yokken bir canlının sözde kendi kendine gözü oluşturmaya başlamasını açıklayamazlar. Bir parçası bile eksik olsa nefes almak imkansızken akciğerin aşamalı oluşması masalını açıklayamazlar. Bu gibi sayısız konu vardır. Çıkmaza girdikleri konulardan biri de kaplumbağanın sözde evrimi masalıdır.

Kaplumbağalar çok sert kabuklara sahip oldukları için çok sayıda fosil bırakmışlardır. Fosillerin hepsi çok nettir ve yaşları yüz milyonlarda yıl geriye kadar gider. Her biri, kusursuz kaplumbağalara aittir. Hiçbiri, gelişim aşamasında olan yarı-kaplumbağa özelliği göstermez. Kaplumbağa fosilleri, canlıların evrim geçirmediğini, Allah tarafından yaratıldığını gözler önüne sermektedirler.
Evrimciler yaratılış gerçeğini örtbas etmek ve teorilerini sözde gerçekmiş gibi göstermek için çeşitli yöntemler kullanırlar. Bunlar ya doğrudan sahte fosil üretmek veya riskli gördükleri fosilleri gizlemektir. Ama en çok kullandıkları yöntem, fosiller üzerinde çeşitli spekülasyonlar yaparak sözde teorilerini destekliyormuş gibi göstermeye çalışmaktır. Kaplumbağa konusunda da yaptıkları tam olarak budur.
Bunun son örneklerinden birisini Science Daily isimli internet sitesindeki Chicago Field Doğal Tarih Müzesi raporuna dayanılarak yayınlanmış makalede görmek mümkündür.(1)


Makalede Çin’de keşfedilen Eorhynchochelys isimli canlının 180 cm boyundaki fosili konu edilmiş, dişleri ve kabuğu olmamasına rağmen bu canlı, kaplumbağaların sözde atası olarak sunulmuştur. Makaleye konu edilen fosilin yalnızca gagası -dişsiz olduğu göz ardı edilerek- kaplumbağalara benzetildiği için kaplumbağaların sözde atası olarak nitelendirilmiştir.
Doğada evrimcilerin iddia ettiği gibi bir canlı türünün zaman içinde birbiri peşi sıra kademeli gelişimini gösteren tek bir örnek mevcut değildir. Söz konusu makalede bu sorun “paleontolojide on yıllardır çözülmemiş bir problem” olarak dile getirilerek itiraf edilmiş ama hemen ardından da “henüz yeni çözmeye başladık” diyerek problemin güya çözüldüğü izlenimi verilmeye çalışılmıştır. Halbuki evrimciler, hayalî evrim sürecine dair hiçbir delili sunamamaktadırlar.
Evrimciler içine düştükleri bu büyük paleontolojik problemi aşmak için “mozaik evrim” adını verdikleri bir model uydurmuşlardır. Mozaik evrimde bir canlının vücudundaki her organın farklı zamanlarda, farklı aşamalarla birbirinden bağımsız olarak evrimleştiği iddia edilmektedir. Evrimciler bir canlının zaman içinde birbirini takip eden aşamalarla kaplumbağaya dönüştüğünü gösteremedikleri için “kaplumbağanın her bir yeri başka bir canlıda gelişmiştir” diyerek ara fosil yokluğuna kılıf uydurmak istemişlerdir.
Darwinistlere göre kaplumbağanın gagası Eorhynchochelys’te, kabuğu başka bir canlıda, ayakları ise bir diğer canlıda gelişmiş, sonra bunlar bir şekilde bir canlıda toplanarak güya kaplumbağa ortaya çıkmıştır. Ara form çıkmazından kurtulmak için uydurulan bu hikâye mantığa oturmadığı gibi, hiçbir delile de dayanmaması nedeni ile evrimciler için yeni çıkmazlarla doludur.
Darwinistlerin iddiasına göre, o kaplumbağalar mükemmel hale gelene kadar her bir organının ayrı zamanlarda mutlaka evrimleşmiş olması gerekmektedir. Ama sözde evrimleşen bu ara organların olduğu fosiller ortada yoktur.
Darwinistlerin iddiasına göre bazı organlar evrimleşip bazıları sırasını beklerken, bu canlının yarı Eorhynchochelys yarı kaplumbağa olduğu bir aşama olması gerekmektedir. Bu aşamalar fosil kayıtlarında mevcut değildir. Fosiller, yaratılışı göstermektedir.
Tüm kaplumbağa fosillerinde kabuklar bugünkü gibi kusursuzdur. Sözde kaplumbağanın atası olarak gösterilen fosil ise tamamen kabuksuzdur. Peki kabuğun oluşma aşamasındaki yarı kabuklu halinin neden hiç fosili yoktur? Neden binlerce kaplumbağa fosili tamamen kusursuz kabuklara sahiptir? Çünkü kaplumbağalar evrim geçirmemiş; yaratılmıştır.
Kaplumbağa günümüzdeki, mükemmel görünümünü alana kadar milyarlarca hatta trilyonlarca kere mutasyon geçirmiş olmalıdır. Üstelik bu mutasyonların tamamının faydalı olması gerekir. Ama mutasyonların %99’u zararlı, %1’i etkisizdir. Faydalı mutasyon yoktur. Dolayısıyla bu kadar fazla mutasyonun bir araya gelip, tesadüfen DNA’da tam ilgili gene isabet edip, mutlaka fayda getirecek şekilde organize olması imkansızdır. Bu, yıldırım çarpan bir arabanın uçağa dönüşmesinden bile daha imkansızdır.
Darwinistlerin iddiasına göre, canlı mükemmel haline gelinceye kadar mutasyonların, kaplumbağaların sözde atalarına yepyeni yapılar ekliyor olması gerekir. Ne var ki doğadaki mutasyonlar canlıların genetik bilgilerine yeni bir bilgi eklememekte, bilakis onları sakat bırakmaktadırlar. Atom bombası, nükleer sızıntılar gibi olaylar sonrasında görülen ölümler, hastalıklar ve büyük sakatlıklar; mutasyonların ne kadar büyük zararlara yol açtığını göstermektedir.
Ayrıca kaplumbağanın kabuğu gibi, yavaş yavaş gelişen bir organın fonksiyonsuz olduğu süre boyunca neden doğal seleksiyon mekanizması ile ortadan kaldırılmadığı açıklanamamaktadır. Hiçbir zaman kabuğu olmamış bir canlı, sırtındaki ağır yükün işin sonunda ona fayda sağlayan bir yapıya dönüşeceğini baştan biliyor olamaz kuşkusuz. Yani evrimin kendi iddiaları kendi içinde çelişkili ve mantıksızdır.


Görüldüğü gibi, “ara geçiş formu var mı?” sorusuna cevap olması için üretilen mozaik evrim modeli evrimciler için yeni ve çok daha karmaşık sorunlar doğurmaktadır. Kaplumbağaların onlarca özelliğine sahip bu canlılar hangileridir, fosilleri nerededir? Tüm özellikler ne zaman ve nerede birleşerek güya modern kaplumbağayı oluşturmuşlardır? Tüm özellikleri birleştiren mekanizma nedir? Mekanizma genetik olarak nasıl gelişmiştir ve nasıl işlemektedir? Söz konusu makalede bu soruların hiçbirine kısmi olarak bile bir cevap verilmediği düşünülürse mozaik evrimin nasıl bir açmaz olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
60 nesil boyunca izlenen meyvesinekleri gibi sayısız deney sonucunda canlılara yeni bir özellik kazandıran tek bir faydalı mutasyon gözlenememişken, evrimciler kaplumbağayı oluşturacak milyonlarca mutasyondan bahsetmektedirler. Böyle bir şey mümkün olmadığı için de “bir şekilde birleşmişler” şeklinde hiç de bilimsel olmayan kaçamak bir açıklama ile durumu kurtarmaya çalışmaktadırlar. Tüm bunlar, evrimcilerin bilimsel zeminden tamamen kaydıklarını göstermektedir.


Nitekim söz konusu makalede tüm özelliklerin bir canlıda toplanarak ortaya çıkmasından kaynaklanan açmaz önce “tartışmalı bir konu” olarak nitelendirilmiş sonrasında ise “ortak atalarının özelliklerini edinme belirsizliği” denilerek evrimci açıklamaların yetersizliği itiraf edilmiştir. Makalede BBC News’te yayınlanan bir videoya atıfta bulunulurken önce Eorhynchochelys’in kaburgalarının kaplumbağanın kabuğuna dönüştüğü iddia edilmiş ama sonra “Bu kaburgaların ne zaman ve tam olarak nasıl bir kaplumbağa kabuğu haline geldiğini bilemiyoruz” itirafı yapılmıştır. İşin aslına bakılırsa bilim adamları henüz Eorhynchochelys’in bir su kaplumbağası mı ya da kara kaplumbağası mı olduğunu bile bilmemektedirler.
Görüldüğü üzere evrimcilerin Eorhynchochelys’i kaplumbağaların atası olarak sunma çabası sadece spekülasyonlardan ibarettir ve bilimsel hiçbir delile dayanmamaktadır. Eorhynchochelys fosili, şu ana kadar saptanan anatomik özellikleri ışığında bakıldığında, ara geçiş formu olduğunu kanıtlayan hiçbir belirtiye sahip değildir. Bugüne dek sayısız kaplumbağa fosili bulunmuştur. Keşfedilen fosillerin hiçbirinde “kaplumbağanın türleri arasında bir ara geçiş formu” özelliği gösterecek bir bulguya rastlanmamıştır.
Bugüne dek keşfedilen tüm kaplumbağa fosillerinin gösterdiği tek gerçek, kaplumbağaların mükemmel özellikleriyle birlikte bir anda yaratıldıkları ve milyonlarca yıllık süre içerisinde hiçbir şekilde değişmedikleri, hep kaplumbağa olarak kaldıkları yani evrimleşmedikleridir. Bunun en bilinen örneklerinden birisi Polonya’da kabuğu ile birlikte tam bir kaplumbağa olan 215 milyon yıllık fosildir.(2) Söz konusu fosil, yaratılış gerçeğini tüm netliğiyle ortaya koymaktadır.

Polonya’da bulunan 215 yıllık kaplumbağa fosili. Varşova Üniversitesi’nde görevli paleontologların keşfettiği Bu fosil kaplumbağaların yüz evrim geçirmediklerini gösteren açık bir delildir.

Mozaik evrim iddiası, Darwinist çaresizlikten türetilmiş son derece zavallı bir iddiadır. Darwinistler tarih boyunca ara fosil yokluğuna sıçramalı evrim gibi çeşitli bahaneler bulmaya çalışmış, fakat bu bahaneler Darwinizm’in ne büyük açmaz içinde olduğunu göstermek dışında bir sonuç getirmemiştir. Şu anda mozaik evrim iddiasının da durumu budur. Darwinistler adını ne koyarlarsa koysunlar, iddia ettikleri türden türe geçişlerin mutlaka ara aşamalarını fosil kayıtlarında bulup getirmeleri şarttır. Eğer getiremiyorlarsa, ki getiremezler, Darwinist aldatmaca ile insanları aldatmaya son vermeli, gerçek bilimsel delillere göre hareket etmelidirler.
Bilimin gösterdiği tek bir gerçek vardır: Canlılar asla evrim geçirmemiş; Allah tarafından yaratılmışlardır.

 

Referanslar:

  1. Science Daily, Fossil turtle didn’t have a shell yet, but had the first toothless turtle beak, 22 Ağustos 2018, https://www.sciencedaily.com/releases/2018/08/180822131011.htm

  2. Science in Poland, Polish scientists discovered the world’s oldest turtle fossils, 24 Eylül 2012, http://scienceinpoland.pap.pl/en/node/23308

Hiç yorum yok