Breaking News

Meyve Sinekleri “Biz Evrim Geçirmedik” Diyor


 Canlı vücudu her noktasında harika özellikler içeren bir yapıdır. İncelenen her bir detay Allah’ın varlığına deliller içerir. Bilim adamları, canlılarda yer alan sistemleri çözmek için uzun yıllardır detaylı araştırmalar yapmışlardır. Ancak halen çözmeyi başaramadıkları pek çok sır, pek çok karmaşık detay vardır. Allah’ın sonsuz ilmi, canlıların vücutlarındaki karışık mekanizmalarda kendisini gösterir. Tüm bu harika mekanizmaları Allah sonsuz ilmiyle yaratmıştır.

Bilim adamlarının çözmek için çaba gösterdiği konulardan biri, canlıların iyi koku ile kötü kokuyu nasıl ayırt ettikleri konusudur. Bu konudaki araştırmalarına, beyinleri omurgalıların beyninden daha sade bir yapıda olan meyve sineklerinden başladılar. Bilimsel adı Drosophila olan ve boyları 2-4 mm arasında değişen meyve sinekleri, sinir ağlarının kesişimi gibi bir tarifle tanımlayabileceğimiz bir beyine sahiptirler.

Bilim insanları, diğer pek çok canlınınkine kıyasla basit kabul ettiği bu beyni bile tam olarak analiz etmeyi başaramadılar. Yine de bilim dünyasının gelişmiş teknolojisi ve bilim adamlarının yoğun çabaları, ortaya ilgi çekici keşiflerin çıkmasını sağladı.

 

Meyve Sineklerinin Koku Alma Duyusu Bir Yaratılış Delilidir

İnsanlar için kokuyu doğru analiz etmenin önemi büyüktür. Yangın, gaz sızıntısı gibi tehlikeleri fark etmekte koku hayati önem taşırken; çiçekler, lezzetli yemekler gibi güzel kokuları duyabilmek insanların hayat kalitesini arttırır. Yani Allah koku yetisi ile insanları hem tehlikelerden korur hem de onlara nimetler lütfeder.

Kokunun iyi ya da kötü olduğunun analizi, doğadaki canlılar için de son derece önemlidir. Koku yalnızca bir yemeğin tadının iyi ya da kötü olduğu ile ilgili ipucu vermekten ibaret değildir. Bu yetiye hayatlarının hemen her anında ihtiyaç duyarlar. Örneğin yemek bulmakta, zehir gibi tehlikeleri analiz etmekte, eşlerini bulmakta ve yavruları için doğru alanlar seçmekte… Bu yönleriyle düşünüldüğünde koku almanın canlılar için hayati öneme sahip olduğu daha iyi anlaşılır.

Bilim adamları, canlılar için bu kadar önemli bir duyu olan kokunun gizemini çözmek için ilk adım olarak meyve sineklerinin baş kısmında bulunan yanal boynuz (lateral horn) adlı organı incelediler. Çünkü yanal boynuz, kokunun yoğunluğunun ve kalitesinin analiz edildiği bölgedir.(1)


Meyve sineğinin kafası önden özel bir teknik ile görüntülenmiş (sağda). Resim diğer tarafında (solda) sineğin beyni şematik olarak bölümlenmiş. Sinekte koku bilgisinin işlenme merkezi olan yanal boynuz LH ile gösterilen kısmı kapsıyor.

Yanal boynuz kendi içinde 4 etkinlik alanına ayrılabilir. Bunlar; iyi koku, kötü koku, zayıf koku ve güçlü koku şeklindedir. Uçuş esnasında zihinlerinde oluşturdukları hayali haritada bu verileri de kullanırlar. Bu nedenle uçuş esnasındaki davranışları, duydukları kokulardan doğrudan etkilenir.

Omurgalı hayvanların beyinlerinde de duyu organları aracılığıyla aldıkları verileri değerlendiren bir bölge vardır: amigdala. Bilim adamları yanal boynuzu analiz ederken, omurgalı canlılardaki amigdala bölgesiyle kıyaslayarak çalıştılar. Çünkü farklı canlılardaki bu iki organ, koku konusunda benzer işlevler üstlenirler.

 

Amigdala beyin

Beynimizin içinde yer alan ve badem büyüklüğündeki Amigdala kokulara verilen duygusal yanıtları belirlemede temel işlev görür. Kokuların bizde yarattığı heyecan, kaygı, keyif gibi cevapların ana oluşturulma merkezidir. Benzer bir merkezin, meyve sineğinin tüm kafasının topluiğne başı kadar kafasının bir kısmındaki beynin bir noktasında olduğunu düşünün. Bu kadar küçük bir yerdeki işlemlerin sineğin tüm ihtiyaçlarını karşılaması, karmaşık bir sistemdeki kusursuz bir yaratılışın sonucudur.

Bilim adamları koku duyusunun beyinde oluşturduğu etkileri çözmek konusunda ileri teknolojiden faydalandılar. Modern görüntüleme yöntemleri ile duyu organlarından gelen bilgilerin beyinde oluşturduğu tepkileri incelediler. Böylece farklı kokularda beynin farklı noktalarının aktif olduğunu görüntülediler.

Bilim adamları beyinde bir kokunun hoş ya da kötü olduğunu belirleyen yönteme “zevksel değerlik” (hedonic valence) adını verdiler.(2) Meyve sineklerinde, bu yöntemi yerine getiren bölge –daha önce de belirttiğimiz gibi- yanal boynuzdur. Gelen koku, bu bölgede yapılan ölçümlerle karakterize edilir ve 4 kategoriden birine dahil edilir: iyi-kötü, güçlü-zayıf. Bir kokunun iyi ya da kötü, güçlü ya da zayıf diye karakterize edilmesine bağlı olarak, yanal boynuzun farklı bölgeleri aktif hale geçer.

Bu bilgi bilim adamlarını biraz şaşırttı. Çünkü meyve sineklerinde bulunan diğer duyu analizi bölümleri çok daha karmaşıktır. Bunlar, gelen veriyi ana kategorilere ayırmak yerine tek tek analiz edecek şekilde çalışırlar. Örneğin anten lobları, veriyi 50 ayrı kategoriye ayırır. Üstelik anten lobları ve yanal boynuz aslında aynı büyüklüktedir.

BMBF Araştırma Grubunun Başkanı Silke Sachse “Anten lobları 50 işlevsel bölüm içerirken, anten lobları kadar büyük bir beyin bölgesi olan yanal boynuzun 3 etkinlik bölgesine bölünebildiğini bulduğumuzda çok şaşırdık” diyerek şöyle devam ediyor:

“Ulaştığımız sonuç, kokunun beyinde kategoriler halinde temsil edildiğini gösterdi. Örneğin, iyi koku kötünün karşıtı şeklindeydi. Anten ve anten lobunda olduğu gibi daha zayıf veri işleme alanlarında ise işlev, kokuyu kimliklendirme şeklinde değildi.”(3)

Ancak koku duyusunun işlenme süreci bundan ibaret değildir. Asıl hayranlık uyandıran aşama bundan sonra başlar. Sinir sisteminde duyu organlarından gelen verilerin aktarılmasında görevli olan önemli sinir hücreleri vardır. Duyu organlarından gelen sinyalleri sinir sisteminin diğer bölgesine ileten hücreler projeksiyon nöronlardır. Projeksiyon nöronlar kendi içinde “uyarıcı” ve “baskılayıcı” olarak ikiye ayrılırlar.(4)

Bilim adamları özellikle baskılayıcı projeksiyon nöronlar üzerinde çalıştılar. Çünkü baskılayıcı projeksiyon nöronlar, meyve sineklerinde, koku bilgisinin ilgili bölgelere sırasıyla aktarılmasından sorumludurlar. Bu bölgeler sırasıyla: anten lobu, yanal boynuz ve mantar cisimciği (Corpora pedunculata / mushroom body)dir.

Beyinin 3 bölümü

Anten lobu, yanal boynuz ve mantar cisimciği meyve sineğinin beynindeki koku işleme sürecinde önemli roller üstlenen bölümlerdir. Bunlardan mantar cisimciği öğrenme ve hafızaya alma merkezi olarak işlev görür.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, koku duyusu birbirinin zıttı olan 4 ana bölgede işlenir. Baskılayıcı projeksiyon nöronlar da kendi içinde bu işleme uygun şekilde ikiye ayrılırlar:

1) kokunun hoş ya da kötü olmasıyla ilgilenenler,

2) kokunun güçlü ya da zayıf olmasıyla ilgilenenler.

Bilim adamları baskılayıcı nöronların kokuyu algılamada ne kadar önemli olduğunu daha iyi görebilmek için özel deneyler yaptılar. Bazı meyve sineklerinde bu nöronları işlevsiz hale getirdiler. Ve bu meyve sinekleri hiçbir kokuya tepki göstermediler, yalnızca zehir alarmı veren çok keskin kokuların olduğu yerden hızlıca kaçtılar.(5)

Bu deney ortaya koydu ki; beslenmek, çiftleşmek vb. konulardaki koku analizlerinde baskılayıcı projeksiyon nöronlar görev alıyor ancak balzamik sirke gibi çok keskin kokular yanal boynuzdaki çok yüksek mertebeli nöronlar tarafından tanımlanıyor. Bu nöronlar, baskılayıcı projeksiyon nöronlar ile sinapslar arasında iletişimi sağlıyor.(6)

Bu bilimsel detay, canlılar için hayati tehlike içeren durumlarda, kendilerini korumalarını sağlayan böyle önemli bir sistemin varlığını ortaya koyarak, Allah’ın canlılar üzerindeki şefkatini bir kez daha gözler önüne serdi. Hayati tehlikeyi önleme noktasında ekstra bir durum devreye giriyor ve yüksek mertebeli nöronlar görev alıyor. Böylece sinek hızla tehlikeden uzaklaşabiliyor. Allah, yarattığı bu ince ve önemli ayrıntı vesilesi ile canlıları koruyor, onlar üzerindeki şefkatini tecceli ettiriyor.

Bilim adamları şu anda yanal boynuzdaki yüksek mertebeli nöronlara odaklanmış durumdalar. Çünkü yanal boynuzda 4 kategoriye ayrılan kokuların nasıl olup da bir böceğin davranış kararına dönüştüğü sorusunun cevabının burada gizli olabileceğini düşünüyorlar. Ancak bu aşama bilim adamları için halen sadece tahminlerden ibaret. Bilim, bu gizemi çözecek aşamaya henüz ulaşamadı.

Bu noktada açıkça görülüyor ki, bilgi sahibi olmayan bir insanın son derece basit görebileceği bir sinek bile, bugünün gelişmiş teknolojisine rağmen hala çözülemeyen karmaşık ve hayranlık uyandırıcı detaylar ile yaratılmış durumdadır. Allah, Kuran’da bir sinekte dahi, tam olarak taklit edilmesi imkânsız bir ihtişam yaratarak sonsuz ilmini sergilediğini şöyle buyurmuştur:

 

“Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah’ın dışında tapmakta olduklarınız –hepsi bunun için bir araya gelse dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.” (Hac Suresi, 73)

 

Meyve Sineklerindeki Kusursuz Uçuş Düzeneği

Meyve sinekleri kısa sürede yetiştirilmesi oldukça kolay olduğu için, 1906 yılından beri çeşitli konularda denek olarak kullanılmıştır.

Dünyada meyve sinekleri üzerine çalışan en az 200 enstitü mevcuttur ve bilimsel dergilerde bu canlı hakkında 3 binden fazla makale yazılmıştır (2009).(7) Böylesine büyük bir araştırma konusu olan bu sinek hakkında tartışmalar ve spekülasyonlar oldukça fazladır.

Meyve sinekleri hakkındaki araştırmaların ve tartışmaların odağındaki konu, bu canlının genlerinde yapılan değişiklikler ve bu değişikliklerin sonuçları hakkındaki yorumlar. Her ne kadar bazı bilim adamları basit bulduğu için bu sinekle çalışsa da son bilimsel bulgular meyve sineklerinin oldukça şaşırtıcı üstün özelliklere sahip olduğunu ortaya koymuştur. Öncelikle meyve sinekleri de pek çok sinek gibi kusursuz uçuş tekniğine sahiptir. Onu bu tekniğe sahip kılan neden, kusursuz bir uçuş düzeneği ile yaratılmış olmasıdır.


Meyve sinekleri de karasinekler gibi havada mükemmel manevralar yapabilir. Havada bir anda geldiği yönün tam aksinde son sürat harekete geçebilir ya da havada uçarken aniden tepe taklak dönerek tavana konarak baş aşağı gezebilirler. Ani bir rüzgârla karşılaştıklarında hemen istedikleri yöne doğru yollarına devam edebilirler. Üstelik tüm bunları saniyenin binde biri kadar bir sürede gerçekleştirebilirler.(8)

Peki, meyve sinekleri nasıl bu kadar mükemmel uçucu olabiliyorlar? Bu sorunun cevabı meyve sineğinin kanatlarının arkasında yer alan ve halter adı verilen ve meyve sineğinin dengesinin korumakla görevli iki küçük uzantının yapısında giz

Meyve sineklerinin bedenleri çeşitli bölümlerden oluşur. Bu bölümlerden üçü, göğüsün orta kısmında yer alır. Birinci göğüs kısmına bağlı bir organ yoktur. İkinci kısma ise bir çift kanat bağlıdır. Üçüncü kısımda ise “halter” ya da “yular”  ismi verilen küçük bir organ bulunur. Halter, adından da anlaşılacağı üzere ucunda topuz bulunan bir çıkıntı görünümündedir ve oldukça küçük bir organ olmasına karşın bir hayli karmaşık yapılı kusursuz uçuş düzeneğidir.

Halterler uçuş sırasında kanatlarla aynı frekansta, ancak ters yöne doğru, bir aşağı bir yukarı hareket ederler. Bilim insanlarına göre halterler uçuş sırasında böceğin yapması gereken dönüşleri sağlar(9) ve tıpkı uçaklardaki jiroskoplar gibi çalışırlar. Jiroskoplar bağlı olduğu cismin ne kadar döndüğü bilgisini hesaplar. Böceklerdeki halterlerin en az jiroskoplar kadar hassas olduğu tespit edilmiştir.


Eğer uçuş sırasında sinek isteyerek ya da rüzgâr yüzünden aniden yön değiştirirse halterin çubuk kısmı döner. Bu dönüşler, haltere bağlı sinir uçlarından oluşan yoğun demet tarafından algılanır. Ardından bu bilgi sineğin beynine gönderilir, böylece sinek, yönünün değişmemesi için gereken ayarlamaları yaparak dengeli akrobatik manevralarını gerçekleştirebilir.

Halterlerin işleyişi ve böceklerin uçuşu o kadar mükemmeldir ki bu özellikleri robotlar, mikromekanik uçan böcekler ve uzay araçları gibi sayısız aygıtlarda kullanılmak üzere mühendislere ilham vermektedir. Sözgelimi Cranfield Üniversitesi’nde uzay araştırmacısı olan Dr. Rafal Zbikowski, böceklerdeki bu mükemmel sistemden yola çıkarak uçan mekanik sistemler tasarlamaktadır.(10)


Böceklerdeki mükemmel uçuş sistemini örnek alacak uçan mekanik sistemler tasarlayan Dr Rafal Zbikowski ve geliştirdiği mekanik sinek.

Araştırma ekipleri ve mühendisler, laboratuvarlarda ve fabrikalarda bu uçuş sistemlerinin tam bir kopyasını yapamazken, evrimciler bu sistemlerin asılları olan meyve sineklerinin doğada tesadüfen oluştuğuna inanmaktadırlar.

Evrim Teorisi’ni savunan bilim adamları, ilk uçan böceklerin dört kanatlı olduğunu ve arkadaki bir çift kanadın bazı tesadüfi değişimlerle halterlere dönüştüğünü iddia ederler. Ancak bu iddia oldukça dayanaksızdır çünkü ellerinde halterin tam oluşmadan önceki yarım hali mevcut değildir. Halterler bir çeşit jiroskop görevi hatta bir çeşit simulatorik organ görevi yaptığı için vazgeçilmez bir yapıdır. Halterleri koparılan sinekler dengelerini yitirirler ve çoğu kere de uçamazlar.(11)

Bu durum evrimcilerin, halterin kademeli gelişim sonucu ortaya çıktığına dair iddialarını çürütmektedir.  Ne meyve sineklerinin, ne de başka bir sineğin hayali evrimine delil oluşturabilecek tek bir fosil bile yoktur. Ünlü Fransız zoolog Pierre Paul Grassé “böceklerin kökeni konusunda tam bir karanlık içindeyiz”(12) derken bunu itiraf eder.

 

Evrimcilerin Dört Kanatlı Meyve Sineği Fiyaskosu

DNA bir canlıya ait genetik bilgileri içeren, birbirine dolanmış iki sarmal şeklinde dizili bir moleküldür. Canlıya ait bütün özelliklerin bilgisi, dış görünümünden iç organlarının yapılarına kadar, DNA’nın içinde özel bir şifre sistemiyle kayıtlıdır.

Bilim insanları, canlı hücresinin çekirdeğinde bulunan ve genetik bilgiyi taşıyan DNA molekülünde, meydana gelen kopmalar ve yer değişiklikleri olduğunda, canlıda da bazı kalıcı yapısal özelliklerin değiştiğini fark etmişlerdir.

Mutasyon olarak isimlendirilen bu değişimler, ya canlının yaşadığı doğal ortamda radyasyon veya kimyasal etkiler sonucunda, ya da laboratuvar ortamında insanların müdahalesi ile gerçekleşebilmektedir.

Bilim insanları meyve sineğinin gen yapısı üzerinde değişiklikler (mutasyonlar) yapmış ve üzerinde deneme yapılan canlıdan hızlıca yeni nesiller türetilebilmesi sayesinde değişikliklerin sonuçlarını gözlemişlerdir (25oC’de 10 günde bir yeni nesil elde edilebilmektedir)(13).

Bugün doğadaki mutasyonların hemen tamamının zararlı ya da en azından etkisiz olduğu ortaya çıktığı halde evrimin ana kaynağı olduğunu iddia etmektedirler.  Bu iddialarını doğrulamak adına meyve sinekleri üzerine yapılan genetik çalışmaları kullanmaya çalışmış hatta birçok yeni denemeye girişmişlerdir.

Evrimcilerin kullandıkları araştırmalardan birisi, 1978 yılında Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’ne bağlı genetikçi Ed Lewis’e aittir. Ed Lewis, çalışmaları sonunda gerçekleştirdiği bazı mutasyonlar sonunda kanatlarının arkasında halterler yerine bir çift fazladan kanadı olan bir meyve sineği elde etmiştir.(14)

normal ve 4 kanatlı

Resimde iki kanadı ve bunların arkasında iki minik uzantı şeklindeki dengeleyicileri ile normal bir meyve sineği ve dengeleyicilerin kanat şeklini aldıkları mutant bir meyve sineği gösteriliyor.

Canlılardaki çeşitliliğin, birbiri peşi sıra meydana gelen değişimler sonucu olduğunu iddia eden ancak bu değişimin nedenini açıklayamayan evrimciler, Ed Lewis’in deneyini hemen sahiplendiler ve evrimin bir deliliymiş gibi sunmaya çalıştılar.

Akademik makalelerde, halka açık sunumlarda hatta bazı ders kitaplarında “Sineklerin önceleri kanatları yoktu sonradan mutasyonların etkisi ile evrim geçirip böyle oluştular” şeklinde açıklamalara yer verdiler.

Bu ders kitaplarından birisi de, Peter Raven ve George Johnson’ın 1999 baskılı biyoloji ders kitabıdır.(15) Bu kitapta, dört kanatlı meyve sineğinin resmine yer verilmiş ve evrimi sağlayan mutasyonların somut bir örneği olarak sunulmuştur. Kitapta okura, mutasyonların canlılara hiç yok iken kanat gibi büyük kazançlar sağlayan yapılar sağlayabildiği izlenimi verilmeye çalışılmıştır. Ne var ki evrimcilerin iddiası gerçek değildir. Pek çok iddialarında olduğu gibi bunda da özellikle gizlenmeye çalışılan hatta çarpıtılan hususlar vardır.

 

Meyve Sineğinde Fazladan Eklenen Kanatların Hiçbir İşlevi Yoktur

Evrimcilerin dört kanatlı meyve sinekleri ile açıklamaktan kaçındıkları en önemli şey, ikinci çift kanat işlevsel değildir. Bu kanatlar, kendilerine bağlı bir uçuş sistemi ya da kaslar olmadığı için hiçbir işe yaramazlar. Sonuçta sinek için sadece birer yüktürler. Dört kanatlı meyve sinekleri bu itibar ile sakattırlar.

Discovery Enstitüsü’nde kıdemli biyolog olarak çalışan ve aynı zamanda bilim yazarı olan Dr. Jonathan Wells bu gerçek ile ilgili olarak şunları yazmıştır:

Biyologlar 1950’lerden beri, çift göğüs mutantlarındaki ilave kanatların uçuş kaslarından yoksun olduğunu bilmektedirler. Bu yüzden talihsiz böcek sakattır ve sakatlık, mutant uzantıların yüklüğünün artmasıyla birlikte artar. Aerodinamik ifadeyle, üçlü-mutant dört kanatlı meyve sineği, uçak gövdesinden gevşek şekilde sarkan, tam büyüklükte, ilave bir çift kanadı olan bir uçağa benzer. Belki yere inebilir, ama uçuş kabiliyeti ciddi oranda hasarlıdır. Bundan dolayı, dört kanatlı erkekler çiftleşme zorluğu çekerler ve soy laboratuvarda dikkatlice muhafaza edilmediği sürece hemen ölür.(16)

Dr. Wells’in de dile getirdiği gibi gerçekte dört kanatlı meyve sineği uçuş için gerekli yapılardan yoksundur. Kanatların arkasındaki dengeleyicileri kaybolmuştur ve onların yerine yeni bir organ değil, diğer kısımda zaten bulunan yapılar kopyalanmıştır.

MGA2_16-26c

Evrimin bir delili gibi sunulmaya çalışılan meyve sineğinin arka kanatlarının uçuş sistemi mevcut değildir, böcek aslında sakattır. Laboratuvar ortamında deneylerle elde edilen bu böceğin doğada yaşaması mümkün değildir. Dolayısıyla evrime delilmiş gibi sunulması gerçeği yansıtmamaktadır.

Doğada bir şekilde dört kanatlı sinek oluşmuş olsa bile bu değişiklik ona avantaj yerine sadece ölümü getirecektir. İşe yaramayan kanatları yüzünden yiyecek arayamayacak, çiftleşemeyecek, düşmanlarının saldırısından kaçamayacaktır. Yani dört kanatlı meyve sineği evrimin değil, mutasyonların canlıları nasıl sakat bırakıp yok ettiğinin bir delilidir.

 

Doğada Laboratuvarlardaki Gibi Kontrollü Denemeler Gerçekleşmez

Meyve sineğinde ikinci çift kanatlar laboratuvar koşullarında yapılan çok sayıda deney sonucunda oluşmuştur. Bu deneylerin birçoğunda garip gözlü, kör, bacağı kafasından çıkan sakat sinekler elde edilmiştir.

Ed Lewis’in dört kanatlı sineği normal görünmekte olmasına karşın o da sakattır.  Üstelik doğada asla bulunmayan düzenekler ve imkânlar kullanılarak elde edilmişlerdir.

Canlıların karakteristik özelliklerini belirleyen kromozomlar üzerindeki bölümler gen olarak isimlendirilmektedir. Kromozomun tek bir bölümü canlının birkaç özelliğini birden kontrol edebildiği gibi, bir organ birden çok gen tarafından kontrol edilebilmektedir. Bu nedenle genlere müdahale etmek ve bu müdahale sonunda olumlu sonuçlar elde etmek bir hayli zordur. Kafasından bacak çıkan meyve sinekleri ya da doğada karşılaştığımız pek çok sakat canlı bunun delilidir.

norma ve mutant

Her ne kadar dört kanatlı meyve sinekleri, mutasyonların, yeni bir şey gibi sunulmuşsa da bu “mutasyonlar sakat bırakırlar, canlılara yoktan bir bilgi; yeni bir organ katamazlar” gerçeğini değiştirememektedir.

Bunun nedeni çok basittir: DNA çok kompleks bir düzene sahiptir. Bu molekül üzerinde oluşan herhangi rastgele bir etki ancak zarar verir. Amerikalı biyolog B. G. Ranganathan bunu şöyle açıklar:

İlk olarak, mutasyonlar doğada çok ender meydana gelirler. İkinci olarak, bunlar genlerin yapısındaki düzenli değişiklikler değil, rastgele değişikliklerdir; bu nedenle çoğunlukla zararlıdırlar. Son derece düzenli bir sistem içindeki rastgele herhangi bir değişiklik, daha iyiye yönelik değil, daha kötüye yönelik olacaktır. Örneğin eğer bir deprem, bina gibi son derece düzenli bir yapıyı sarsacak olursa, binanın iskeletinde rastgele bir değişiklik olacak ve bu binayı kesinlikle geliştirmeyecektir.(17)

Ed Lewis, dört kanatlı meyve sineklerini peş peşe üç mutasyona tabi tutarak elde etmiştir. Dahası her mutasyondan sonra elde ettiği meyve sineğini laboratuvar koşullarında yaşatarak üretmiştir. Üretilen bu yeni meyve sineğinin genleri üzerinde oynayarak tekrar çoğaltmıştır. Dört kanatlı meyve sineği peş peşe gelen üç kuşağa uygulanan planlı mutasyonların sonunda elde edilmiştir. Üçüncü kuşak ve buna uygulanan üçüncü mutasyon olmadıkça normal görünümlü yeni bir çift kanat ortaya çıkmamaktadır. Belirli bir genin, belirli bir bölgesinde üç kuşakta peş peşe mutasyonların doğada vuku bulması mümkün değildir.(18)

Yani, dört kanatlı meyve sinekleri kendiliğinden oluşmaz. Yapay olarak tutulan üç mutant türden laboratuvarda dikkatli şekilde üretilmesi gerekir. Doğada işe yarayan üç mutasyonu peş peşe görmek bir yana, tekini bile görmek imkânsızdır. Dolayısıyla mutasyon, hiç de sanıldığı gibi canlıları daha gelişmişe ve mükemmele götürmez. Mutasyonların net etkisi zararlıdır. Mutasyonların sebep olacağı değişiklikler ancak Hiroşima, Nagazaki, Çernobil veya Fukushima’daki canlıların uğradıkları türden değişiklikler olabilir: Yani ölümler ve sakatlıklar…

2001 yılında meydana gelen depremden sonra Japonya’daki Fukushima Nükleer Santrali’nden yayılan radyasyon bölgede yaşayan canlılarda genetik hasarlara ve mutasyonların artmasına yol açmıştır.(19) Mutasyon geçiren canlıların tamamı deforme ya da sakattır. Onca mutasyona rağmen evrimcilerin iddia ettiği gibi hiçbirinde yeni tek bir organ ya da bir gelişmişlik alameti olmamıştır.


Japonya’daki Fukushima Nükleer Santrali’ndeki sızıntı çevredeki canlılarda çok sayıda mutasyona yol açmıştır. Bu mutasyonların hiçbirinde faydalı bir özellik ortaya çıkmamış, tamamı sakat canlıların ortaya çıkmasına yol açmıştır.

 Meyve sineğindeki sıralı mutasyonların evrime delil olduğu iddiası bir başka açıdan da son derece yanıltıcıdır. Çünkü bu deneylerde Ed Lewis, doğada asla mevcut olmayan düzeneklerle elde ettiği her yeni mutanta planlı yeni müdahaleler yapmıştır. Ed Lewis’in laboratuvarındaki ortam gerçekte doğada asla mevcut olmayan özellikler taşımaktadır. Bu nedenle dört kanatlı meyve sineğinin evrime delil olması imkânsızdır.

 

Meyve Sinekleri Geriye Doğru Evrimi Göstermez

Evrimciler böceklerin 300 milyon yıl önce uçmaya başladıklarını iddia eder. Buna karşın uçmaya başlayan ilk böceğin nasıl kanatlandığı, nasıl havalandığı, havada nasıl kaldığı gibi temel sorulara verdikleri hiçbir tutarlı cevap yoktur.

Evrim Teorisi’ni savunanların, böceklerin nasıl uçmaya başladıklarına dair birbirinden oldukça farklı, çok sayıda hikâyeleri mevcuttur. Burada, ağaçlarda yaşayan böceklerin, aşağı düşerken yere çarpmalarına engel olmak için zamanla kanatlanıp uçtuklarına dair tezlerine(20) değinmeyeceğiz. Çünkü böyle bir tezin bilimsel bir yazının değil, olsa olsa komedi filminin senaryosunun konusu olması mümkündür.

Evrimciler, sadece gövdedeki bazı deri tabakalarının evrim geçirerek kanada dönüşmüş olabileceğini öne sürerler.(21) Söz konusu iddianın cılızlığını bildiklerinden olsa gerek, bunu doğrulayabilecek fosil örneklerinin yetersiz olduğunu belirtmeyi de ihmal etmezler.(22)

Evrimcilerin hikâyelerine göre ilk uçan böcekler yusufçuklar gibi dört kanatlı dev boyuttaki böceklerdir. Zaman içinde güya bu uçucuların arka kanatları halterlere dönüşmüş, bu sayede daha dengeli ve daha hızlı uçabilen böcekler ortaya çıkmışlardır.


Bu hikâye, meyve sinekleri üzerindeki mutasyon çalışmalarının evrime delil gösterilmesi ile tam bir çelişki göstermektedir. Çünkü deneyleri esas alan evrim hikâyesine göre meyve sinekleri önce dört kanatlı olmalı sonra arka kanatları yok olup haltere dönüşmelidir. Oysa evrimcilerin böceklerin uçuşu ile ilgili anlattıkları hikâye bunun tam tersidir.

Bu çelişkinin, içinden çıkılamaz bir durum yarattığını bilen evrimciler, benzer durumlarda yaptıkları gibi bunda da laf cambazlığı yapıp spekülasyon üretmek yoluna gitmişlerdir. Onlara göre meyve sinekleri ile ilgili deneyler geriye doğru evrim ya da tersine evrimin bir göstergesidir. Onlara göre tersine evrim, güya evrim geçirmiş bir canlının daha sonra zamanla atasal özelliklerini kademeli olarak geri kazanması demektir.

Meyve sineğinin ikinci çift kanadının geriye doğru evrimin delili olması mümkün değildir. Çünkü ikinci çift kanat bir işe yaramadığı gibi canlının ölümüne neden olacak derecede ciddi bir sakatlıktır. Yani ne geriye doğru, ne de ileriye doğru bir evrimleşmenin delili asla mevcut değildir. Biyolog Dr. Johanathan Wells, meyve sinekleri ile ilgili genetik deneylerinin ne ileriye doğru, ne de geriye doğru evrimin delili olmadığını şöyle açıklamaktadır:

Hasılı, dört kanatlı meyve sineği, gelişimin genetiği üzerine faydalı bir bakış açısı sunmaktadır, ama mutasyonların morfolojik evrim için hammadde temin ettiğine dair bir kanıt sunmamaktadır. Hatta geriye doğru bir evrimin olduğunu dahi göstermemektedir. Evrimin kanıtı olması açısından, dört kanatlı meyve sineği, bir sirk gösterisindeki iki kafalı danadan daha iyi değildir.(23)

Darwinistlerin meyve sineği hakkındaki gerçekleri kimi zaman gizleyerek, kimi zaman çarpıtarak kullanmaları, Evrim Teorisi’nin kanıtlanmasıyla ilgili büyük problemler yaşadıklarını göstermektedir.

 

Evrimciler Gerçek Olmayan İddiaları Uğruna Para ve Zaman İsrafı Yapıyor

Evrimciler, ikinci çift kanatta uçuş kaslarının olmamasının iddialarına darbe vurduğunu dile getirmeseler de bunun bilincindedirler. Bu nedenle dünyanın pek çok üniversitesi ve araştırma merkezinde yeni mutasyon deneyleri yapmakta, uçuş sistemi olan kanatlar elde etmeye çalışmaktadırlar. Ne var ki, yıllardır sürdürülmekte olan bu “faydalı mutasyon oluşturma” çabalarının tamamı başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Büyük paralar harcanarak ve uzun zaman süren deneylerde bu canlılar olabilecek her türlü mutasyona milyonlarca kez uğratılmıştır. Ancak meyve sineklerinde tek bir faydalı mutasyon gözlemlenmemiştir. Gordon Taylor, bu konuda şunları yazar:

Bu çok çarpıcı ama bir o kadar da gözden kaçırılan bir gerçektir: Altmış yıldır dünyanın dört bir yanındaki genetikçiler evrimi kanıtlamak için laboratuvarlarda meyve sinekleri yetiştiriyorlar. Ama hala bir türün, hatta tek bir enzimin bile ortaya çıkışını gözlemlemiş değiller.(24)


Dört kanatlı meyve sineği, genetiğin gelişimi açısından insanlığa faydalı bilgiler sunmuştur.  Ancak bu canlı üzerinde yapılan mutasyon deneylerinin evrim için bir delil oluşturduğuna dair bir kanıt sunmamaktadır. Hatta geriye doğru bir evrimin olduğunu dahi göstermemektedir. Biyolog Dr. Jonathan Wells’in deyişiyle “Evrimin kanıtı olması açısından, dört kanatlı meyve sineği, bir sirk gösterisindeki iki kafalı danadan daha iyi değildir.”

Bu gerçeğe rağmen evrimci bilim adamları, mutasyonlar yolu ile dört kanatlı meyve sineğinin arka kanatlarında uçuş sistemi oluşturmaya çalışmışlardır. Ancak büyük zaman ve para harcanmasına karşın bu konuda başarısız olmuşlardır.(25)

Meyve sineği evrimin değil, diğer tüm canlılar gibi Allah’ın benzersiz yaratışının bir örneğidir.  Bilim insanları bu gerçeği kabul ettiklerinde, Allah’ın emrettiği yola uyduğu için bilim ve teknoloji son derece hızlı ilerleyebilir. Aksi olduğunda ise bilim insanlarının, hem zamanı hem de maddi imkânları israf olmakta, bilimin ilerleme hızı kesilmektedir.

Her konuda olduğu gibi bilimsel alanda da uyulması gereken doğru yol, Allah’ın Kuran’da buyurduğu “yol”dur. Allah’ın bildirdiği gibi “Şüphesiz, bu Kur’an, en doğru yola iletir…” (İsra Suresi, 9)

 

Yazar / Onur Yıldız Biyolog / İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü

 

Referanslar:

  1. [1] http://www.sciencenewsline.com/news/2014121616560021.html

    [2] http://www.ice.mpg.de/ext/1177.html

    [3] https://idw-online.de/en/news618312

    [4] http://www.sciencenewsline.com/news/2014121616560021.html

    [5] http://www.ice.mpg.de/ext/1177.html

    [6] https://idw-online.de/en/news618312

    [7] Mehmet Taşdemir, Ekoloji Magazin, 38.Sayı (Nisan – Haziran 2013), “Meyve Sinekleri Genetik Biliminin Hizmetinde

    [8] http://spectrum.ieee.org/computing/hardware/fly-like-a-fly

    [9]  Dickinson, MH (29 May 1999). “Haltere-mediated equilibrium reflexes of the fruit fly, Drosophila melanogaster.”.Philosophical transactions of the Royal Society of London. Series B, Biological sciences 354 (1385): 903–16.

    [10] http://www.theengineer.co.uk/issues/2-october-2006/dr-rafal-zbikowski-on-emulating-flapping-insect-flight/

    [11] http://library.cu.edu.tr/tezler/6784.pdf

    [12] Pierre – P. Grasse, Evolution of Living Organisims, New York: Academic Press, 1977, s. 30.

    [13] http://www.biyolojidersnotlari.com/wp-content/uploads/2013/04/drosophila-karyotip.pdf

    [14] http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC1448758/

    [15] http://www.amazon.com/Biology-Peter-H-Raven/dp/0073031208

    [16] Dr. Jonathan Wells, Bilim mi, Mit mi? Evrimin İkonları, Gelenek Yayıncılık, Ocak 2003,s.172-173.

    [17]  B. G. Ranganathan, Origins?, Pennsylvania: The Banner Of Truth Trust, 1988

    [18] Dr. Jonathan Wells, a.g.e. s171-172

    [19] http://tr.sputniknews.com/turkish.ruvr.ru/news/2014_08_16/Fukushima-Nkleer-Santralindeki-kaza-bi/

    [20] http://www.evrimagaci.org/makale/162

    [21] http://yunus.hacettepe.edu.tr/~sert/Entomoloji.htm

    [22] Bilim ve Teknik / Görsel Bilim ve Teknik Ansiklopedisi, İstanbul: Görsel Yayınlar, 1983-84, s. 2674.

    [23] Dr. Jonathan Wells, a.g.e. s174

    [24] Gordon R. Taylor, The Great Evolution Mystery, New York, Harper & Row, 1983, s. 48.

    [25] http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0960982206001175

Hiç yorum yok