Breaking News

Faik Öztrak: kurt kışı geçirecek fakat yediği ayazı da unutmayacak


 

Faik Öztrak: kurt kışı geçirecek fakat yediği ayazı da unutmayacak

CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK gündemiyle ilgili basın toplantısı gerçekleştiriyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Merkez Yönetim Kurulu (MYK)  gündemiyle ilgili CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı gerçekleştiriyor.

Faik Öztrak'ın açıklamaları şöyle oldu:

Bazı büyük önderler vardır ki, “Tarihin sinesine sığdırayım” deseniz, sığdıramazsınız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, böyle bir liderdir. Özgürlüğün, bağımsızlığın, vatan sevgisinin, Aydınlanmanın, cumhuriyetimizin Ve ulusumuzun sembolüdür. Ebedi istirahatgâhı Anıtkabir’dir.

Ebedi ikametgâhı ise ulusumuzun kalbidir. Atatürk ve onun ilkeleri, Ulusumuzun, cumhuriyetimizin çimentosudur. Atatürk’ün ebedi Genel Başkanı olduğu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin mensupları olarak, Bu gerçeğin her geçen gün daha iyi anlaşılmasından, Elbette son derece bahtiyarız. Erdoğan da seçim anketlerinden harcı bitirip, Yapı paydos deme aşamasına geçtiğini görünce, Birden bire hidayete erdi.

“Yunan postalını Atatürk’e tercih eden” Fesli Kadir’in vaazlarından Atatürk’ü öğrenen Erdoğan, Şimdilerde Atatürk’ün adını ağzından düşürmez oldu. Yetmedi, Bizle Atatürkçülük yarışına çıktı. Yakında çıkıp, “Ben geçmişte zaten Atatürkçüydüm”, “Ben geçmişte zaten CHP’liydim” derse, şaşırmayız. Zira kendisi koltuk için; “Milli görüş” gömleğini fırlatıp atan kişidir. Kendisi; “Benim emir komuta merkezim, Bana ‘Papaz elbisesi giyeceksin’ diyorsa, Papaz elbisesini giyer, Bu şekilde gider, görevimi yaparım” diyen kişidir.

Erdoğan’ın, Girmeyeceği kılık, Milliyetçilik dahil ayağının altına almayacağı değer yok. Tabi şimdiki emir komuta merkezinin kim olduğunu merak ediyoruz. Kendisini uyaralım, Atatürkçülerin giydiği elbisenin kumaşında, Kuvayımilliye vardır. Müdafaa-i Hukuk vardır.

O elbise, Erdoğan’a birkaç beden bol gelir. Erdoğan’ın kibri, Milletin aklıyla alay etme aşamasına ulaştı. Bunu 10 Kasım’da bir kez daha gördük. Anıtkabir defterine, “2023 hedeflerine ulaşmaya kararlıyız” yazdı.

Bu 2023 hedeflerinin ismi var da, Cismi bir türlü ortada yok. Erdoğan “2023 hedefleriyle” Millete neleri vadettiğini söylemiyor. Ya Saray şürekasının “Siz merak buyurmayın, Emredersiniz tuttururuz” kabilinden sözlerine inanıyor. Ya da millete verip de tutmadığı sözlerin altında, Ezim ezim eziliyor.

Erdoğan 2023 hedefleri diyerek, Millete vaatlerini ilk kez 2011 seçim beyannamesiyle açıkladı. Yetmedi... Bu hedefleri bir de 2013 yılında, 10. Kalkınma Planı’na yazdı. Altına da imzasını attı. Bu doküman, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayından da geçti. Yani hedefler vaat olmaktan çıktı.

Kendisinin ve partisinin Millete resmi taahhüdü haline geldi. 2023’te; Milli gelirimizi 2 trilyon dolara, Fert başına gelirimizi 25 bin dolara, İhracatımızı 500 milyar dolara yükseltmeyi, İşsizliği ise yüzde 5’e indirmeyi, Böylece ülkemizi, Dünyanın en güçlü 10 ekonomisi arasına sokmayı Milletimize taahhüt etti.

Peki, 2023 hedefleri ne oldu? Millete verilen sözler ne oldu? Ben söyleyeyim, Yalan oldu. Bunu ben demiyorum… (5 Eylül 2021 tarihli OVP) Erdoğan’ın 5 Eylül 2021’de, Altına imza attığı bu Orta Vadeli Program (OVP) diyor. Şu anda TBMM’de görüşülen bütçenin dayanağını oluşturan bu OVP, Erdoğan’ın 12 yıl önce, 2023 için millete taahhüt ettiği, 2 trilyon dolarlık milli gelirin 925 milyar dolarda kalacağını söylüyor. Kişi başına 25 bin dolar gelirin “Ancak 10 bin 703 dolarda kalacağını” 500 milyar dolar ihracat hedefinin de 242 milyar dolara düşürüldüğünü söylüyor.

Bu hedeflerde yüzde 50’den fazla tenzilata gidilmiş, Bir hedef var ki o iki katına çıkmış. Erdoğan’ın “2023’te yüzde 5’e düşüreceğim” dediği işsizlik oranı ise Yüzde 11,4 olacak. Erdoğan, 19 yıldır izlediği ekonomi politikalarının, Resmen iflas ettiğini, Kendi imzasıyla cümle âleme ilan ediyor.

Sonuçta da, Bırakın dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmeyi, Erdoğan’ın 2023’e iki yıl kala, Ülkemizi en güçlü 20 ekonomi liginden bile düşürdüğü ortaya çıkıyor. Erdoğan millete verdiği sözleri tutmayan bir siyasetçidir.

Sözünü tutmayan siyasetçi, Dünyanın her yerinde milletten özür diler ve koltuğu bırakır. Ama Erdoğan; "Et-tekrârü ahsen, Velev kâne yüz seksen" diyerek; “2023 hedeflerini tutturacağız” hikayelerini anlatmayı sürdürüyor. Yalanı ne kadar çok tekrarlarsa, Milleti kandırabileceğini sanıyor.

Milletimizin aklını, Ferasetini hafife alanların sonu hep hüsran olmuştur. Milletimiz azan hayat pahalılığını, Kendisini ezen işsizliği, Artık sadece cüzdanında ya da mutfaktaki tenceresinde değil, Ta ciğerlerinde hissediyor. Kimse hayal olan 2023 hedefleriyle Milletimizin gözünü boyayabileceğini sanmasın. Daha dün Malatya’da çok acı bir olay yaşadık. Gencecik bir beden öğretmeni, 23 yaşındaki Fedai Altun, Atanamadığı için inşaat işçisi olmuş.

Çalıştığı inşaatta da, elektriğe kapılarak yaşamını yitirmiş. Yaşamını kaybetmeden önce, Saray’ı ve avanesini etiketleyerek Sosyal medyadan attığı şu mesaj, Aslında her şeyi özetliyor; “Beden eğitimi mezunuyum. 80,55 puan aldım. Sizin yüzünüzden atanamıyorum. Aile baskısı yüzünden, Ağır şartlarda çalışmak zorundayım. Bunun vebalini acaba kim ödeyecek? Ben hakkımı size helal etmiyorum.” (Bu tweeti Erdoğan’a, Lütfü Elvan’a ve Ziya Selçuk’a atmış) İşte burası sözün bittiği yer.

Bu ülkede analar, babalar; Yemiyor, evlatlarına yediriyor. İçmiyor, evlatlarına içiriyor. Giymiyor, evlatlarına giydiriyor. “Yeter ki evladım okusun” diyor. Bin bir umutla okutulan gençlerimiz mezun oluyor. Öğretmen çıkıyor, Mühendis çıkıyor, Ekonomist çıkıyor… Ama bu müflis yönetim gençlerimize, Mesleklerini yapacakları işleri veremiyor.

Milletin evlatlarını, Açlık sınırının altında asgari ücrete talim ettiriyor. Bin bir fedakârlıkla yetişen evlatlarımızın hali bu. Peki, ya Erdoğan’ın Saray sosyetesinin çocukları? Onların yedikleri önlerinde, Yemedikleri arkalarında. Bir değil, üçer-beşer maaş alıyorlar. Günlerini gün ediyorlar.

Aldıkları maaşlara da, Utanmadan “huzur hakkı” diyorlar. Milletin gencecik evlatlarında huzur kalmamış, En ağır şartlarda çalışırken, Elektriğe kapılıp, yaşamını kaybederken, Saray “huzurdan” hakkını alıyor. Pes doğrusu!

Gençlerimiz bunlara hakkını helal etmiyorsa haksız mı? Erdoğan ve şürekâsının kendilerinin değil, Milletin huzurunu düşünmesi için, Bu milletin daha kaç evladının yaşamı sönecek? Değerli Basın Mensupları, Yuvalara, mutfaklara ateşler düşerken, Erdoğan bu yıl çift haneli büyümeden bahsediyor. Bu ülkede büyüyen birileri varsa, O da saray ve saray sosyetesi.

Milletin geliri ne yazık ki büyümüyor Milletimiz büzüldükçe büzülüyor. Halkımıza, “Sağlıklı yaşamak için yeterli beslenebiliyor musun?” Diye sormuşlar, Milletimizin yüzde 57’si, yani yarıdan fazlası, Yeterli beslenemediğini söylemiş. (Metropoll, Türkiye’nin Nabzı Ekim 2021) Millet karnını bile doğru dürüst doyuramıyorsa, Bu ülkede ayçiçek yağlarına, Bebek mamalarına alarm takılıyorsa, Fiyat etiketleri saat başı değişiyorsa, O büyüme, “Yoksullaştıran büyümedir.”

Erdoğan daha önce ülkemizi, “İstihdamsız büyüme” ile tanıştırmıştı. Şimdi de “yoksullaştıran büyüme” ile tanıştırdı. Erdoğan paramızın itibarını, Kendi ifadesiyle “beş paralık” etti. Bundan tam 9 yıl önce Erdoğan; “Para tıpkı bayrak gibi, Tıpkı milli marş gibi, Bir ülkenin gücünü, itibarını, bağımsızlığını simgeler. Paranın itibarı, milletin itibarıdır” demiş.

Erdoğan bu sözü ettiğinde (12 Mart 2012), 100 doları 177 liraya alıyorduk. Şimdi 100 dolar almak için 992 lira veriyoruz. Erdoğan bizim paramızı itibarsızlaştırırken, Doların itibarına, itibar kattı. Ne de olsa Erdoğan ve şürekâsının en sevdiği yeşil, Doların yeşili. İhaleler, sözleşmeler, garantiler, kasadaki paralar hep dolar.

En son beyefendi çıktı, “Ben ekonomistim, Ne kadar kaynak oluşturursanız, Devletin kasasından da bir kuruş çıkmaz” dedi. “Devletin kasasından bir kuruş çıkmaz” dediği işler için, 2016’dan bu yana devletin kasasından 9,5 milyar dolar çıktı. Erdoğan “Bir kuruş çıkmadı” yalanını tekrarlarsa Milleti inandıracağını sanıyor. Önümüzdeki üç yılda da “Tek kuruş ödemeyeceğiz” dediği işler için, Milletin vergilerinden 14,6 milyar dolar ödeneceğini Meclis’te görüşülen bütçe söylüyor. Yandaş müteahhitlere ödenecek bu paralar dolara endeksli.

Paramızın pul olmasından yandaşlar etkilenmiyor. Ama devalüasyon milletin bütçesini kemiriyor. Bugün 1 Dolar 10 Lira sınırında. Dolar arttıkça Erdoğan’ın yandaşları abat olurken, Millet helak oluyor. Bu yılbaşında asgari ücret 385 dolardı. Şimdi 285 dolar.

Erdoğan ve şürekası asgari ücreti artırmak için, Hala 2022’ye randevu veriyor. Geçin bunları… İlkin çalışanın cebinden bu yıl çekip aldığınız, 100 doları bir telafi edin. Asgari ücrete derhal 992 lira zam yapın. 2022’nin zammını ondan sonra, oturup konuşun. Erdoğan yönetimi, Ülkemizdeki asgari ücreti Afrika düzeyine düşürdü. Çok değil, bundan üç yıl önce…

Ucube Şahsım Rejimi henüz iş başı yapmamışken, Tüm Avrupa’da en düşük asgari ücret veren 13. ülke idik. Bugün Arnavutluk’tan sonra, Avrupa’da en düşük asgari ücret veren 2. ülke Türkiye. Bunun adı fakirleşmedir. Bunun adı fukaralaşmadır. Bunun adı zulümdür. Milletin bugün, Kendisine “ekonomist” diyen Erdoğan’a, “Şu ekonomi diplomanı göster bakalım” demesi, Son derece haklıdır. Son derece meşrudur.

Yılın bitmesine 1,5 ay gibi bir süre kaldı. Nihayet 2021 üretim yılında verilecek, Gübre ve mazot destekleri dün yayımlandı. Önceden bu destekler yılın hemen başında, Şubat ayında yayımlanırdı. Tarımı bilmeyen, kifayetsiz bakanla, Destek kararnamesi yılsonuna kaldı. 2020’de gübre ve mazot destekleri hiç artırılmadı.

Bu nedenle 2021 gübre ve mazot desteğindeki artışları, İki yıllık diye düşünmeliyiz. Ürüne göre desteklerde, Yüzde 20 ile yüzde 30 arasında bir artış var. Tek yıla bölerseniz, yılda yüzde 10-15 arası bir artış yapar. Ama sadece son bir yılda, Gübre fiyatları, Yüzde 168 ile yüzde 234 arasında zamlandı. Çiftçimiz bu gübre zamları ve bu yetersiz destekle, Tarlasına gübreyi nasıl atacak? Tarlasını nasıl ekip, biçecek?

Adana’da buğday üreticisi, “Şu an tarlamıza gübre atamıyoruz. Verim yarıya düşecek, Ekmeğe muhtaç olacağız bu sene” diye açıkça uyarıyor. Duyan var mı? Ne gezer… Bu vurdumduymazlıkla, Gelecek yıl ekmek yerine, hep beraber taş yeriz. Ekmek demişken, Dün İstanbul’da Ticaret Odası’na bağlı fırınlar, Ekmeğe yüzde 25 zam yaptı. 230 gram ekmek, 2 liradan 2,5 liraya çıktı. Bir eve üç öğünden, Günde altı ekmek giriyorsa, O evin sadece aylık ekmek masrafı 450 lira yapar. Daha bunun zeytini var, peyniri var. Eti var, patatesi var, Bulguru, nohutu, soğanı var. Yağı var, şekeri var. Yani var oğlu var. Ama sofraya bir tek kuru ekmek koysanız ayda 450 lira…

Ayçiçek yağına dokunan yanıyor. Şimdi zeytinyağı fiyatlarında ciddi artış olacağı söyleniyor. Peki, emekli, işçi, memur sabit gelirli, Bu zam yağmurları karşısında ne yapacak? Kendini nasıl koruyacak?

Bu yıl ayrımsız tüm sabit gelirli yurttaşlarımıza, Ciddi bir kara kış desteği şart. Aksi halde kara kış, Milletimizi ezip geçecek. Genel Başkanımız yaşanacakları gördüğü için, Israrla “Kara Kış Fonu” kurun dedi. “Elektrik üstündeki TRT payını kaldırın” demişti. Onu şimdi yapıyorlar. Ama elektrikte asıl vatandaşımızı rahatlatacak olan Kış boyunca KDV’nin kaldırılmasıdır. Bunun da vakit geçirmeden yapılmasını bekliyoruz. Korkmayın adına başka bir şey deyin, Ama Kara Kış Fonu’nu da kurun. Bu fonla yeter ki milletimizi rahatlatın.

Hayat pahalılığı milletimizi ezip geçerken, Ülkemizde korkunç trajediler yaşanırken, Milli paramız pul olurken, Tayyip’i Üzmeyen İstatistik Kurumu’nun rakamları, Alice’in Harikalar Diyarında dolaşıyor.

TÜİK, bu yılın Eylül’ünden geçen yılın Eylül’üne, Resmi işsiz sayısı 147 bin kişi azaldı diyor. Ama ne hikmetse yine aynı ayda İŞ-KUR ’a kayıtlı işsizlerin sayısı 219 bin kişi artıyor. Hangisi doğru? Bir dedikleri bir dediklerini

tutmuyor. Küresel salgın ülkemize geçen yılın Mart ayında ulaştı.

Gerçek işsiz sayımız geçen yıl Şubat’ta, 7 milyon 83 bin kişiydi. Eylül’de mevsim etkilerinden arınmış gerçek işsiz sayımız, 7 milyon 870 bin kişi. Yani TÜİK’in tüm makyajlarına rağmen, İşsiz sayımız pandemi öncesine göre hala düşmemiş.

Bu arada sadece işsizlik rakamlarında garabet yok. Merkez Bankası’nın ödemeler dengesi rakamlarında da, Ciddi gariplikler ve açıklanması gereken hususlar var. Ödemeler dengesi verilerine göre, 2021’in ilk dokuz ayında Türkiye’ye, Kaynağı belirli kanallardan 31 milyar dolar para girmiş.

Yine ilk dokuz ayda, Net hata noksan kaleminden, Kaynağı belirsiz para girişi ise, 13 milyar 516 milyon dolar. Bu, tarihimizde en yüksek ikinci kaynağı belirsiz para girişi…

Birincisi 2018’deydi. Ama 2018’den fark şurada, 2018’de seçim vardı. Haziran’daki seçimler öncesinde de, Türkiye’ye normal kanallardan para girmediği gibi, 2018’in ilk 9 ayında Türkiye’den, 8 milyar 900 milyon dolarlık para çıkışı olmuştu. Finansmana erişimin zorlaştığı dönemlerde, Firmaların veya şahısların, dövizlerini bozdurarak Finansman ihtiyacını bir şekilde gidermeleri nedeniyle, Net hata noksan kaleminden Kaynağı belirsiz para girişi görülmektedir.

2018’in ilk 9 ayında, Ülkemize 19 milyar dolarlık kaynağı belirsiz para girişi oldu. Türkiye’nin finansmana erişiminde şu anda bir sıkıntı yok. İlk 9 ayda kaynağı belli, 31 milyar dolar bulmuşuz. Peki, finansmana erişimin nispeten kolay olduğu bu dönemde, Rekor düzeyde kaynağı belirsiz para girişinin sebebi nedir? Bu para neyin parasıdır? Hangi baronların parasıdır? Kayınpeder ve damat Merkez Bankası’nın kasasındaki 128 milyar doları, Ortalama 6,30 ila 6,40 Liradan satarak buharlaştırdı. Bugün kur 10 Liraya dayandı.

İçeride Lira ile ölçüldüğünde her şey ateş pahası. Ama dışarıdakilere elinde Doları olana her şey sudan ucuz. Borsadaki hisseler doları olana çok ucuz, Fabrika, arazi, ev, araba, doları olana sudan ucuz. O gün 128 milyar doları ucuza toplayanlar, Bugün ülkeye getirip, Ucuza mal kapatıyor ve kârlarına kâr katıyorlarsa, Bunu bilelim.

128 milyar doları, Merkez Bankası’nın kasasına geri koymak için Göz yumulan devalüasyonun tüm yükünü Milletimizin sırtına yüklemek gibi bir cin fikriniz varsa, Bunu da bilelim. Yok, başka bir tezgâh varsa onu da bilelim. Çünkü ortada izaha muhtaç olağanüstü bir durum var. 128 milyar doları buharlaştırdıktan sonra, Merkez Bankası dört koldan bilançosunu makyajlamaya girişti.

İlkin yabancı ülkelerle SWAP anlaşmaları yaptı. Emanet rezervle bilançoyu güzel göstermek istedi. Brüt rezervler arttı ama net rezervler artmadı. Kasanın tam takır olduğu gerçeği değişmedi. SWAP’lar yetmeyince, Reeskont kredileri ve Zorunlu karşılıklarla oynamaya başladılar. Merkez Bankası, zaten yaz başından bu yana, Döviz Tevdiat Hesaplarından yaptığı kesintileri yükselterek, Brüt rezervlerini 10 milyar dolar artırdı.

En son bu hafta, Döviz Tevdiat Hesaplarından kesilen karşılıkları 2 puan artırdılar. Artık bankalardaki her 100 dolarlık mevduatın 25 doları Merkez Bankası’na gidecek. Bu son operasyonun brüt rezervlere katkısı 3 milyar 800 milyon dolar olacak. 

Son bir aydır brüt rezervler, 125 milyar dolara takılmıştı. Anlaşılan Merkez Bankası, Milletin bankalara yatırdığı dövizden emanet alacağı dolarlarla, “Bakın rezervler 128 milyar doları geçti” demeye hazırlanıyor.

Ama tüm bunların net rezerve katkısı sıfır… En son 5 Kasım itibariyle, Banka’nın döviz kasasındaki açık, 35,2 milyar dolar. Türkiye maalesef sevimsiz bir kısır döngüye girmiş durumda. Banka, politika faizini emirle düşürüyor. Yatırımcı parasını ülkeye getirmekten vazgeçiyor.

Vatandaş tasarrufunun değerini, Dövize yatırarak korumaya çalışıyor. Paramız değer kaybediyor. Paramız değer kaybettikçe, Enflasyon artıyor. Enflasyon artınca millet yeniden dövize koşuyor. Paramız bir kez daha değer kaybediyor.

Yapılanların ne net rezerve katkısı, Ne de dolarizasyonu azaltmaya tesiri var. Şu anda bankalardaki mevduatın yüzde 52’si Döviz cinsinden tutulur olmuş. Neden? Milli paraya güven yok da ondan. Ne Merkez Bankası kendi bastığı paraya güveni sağlayabiliyor, Ne de Hükümet de milli paramızın itibarını koruyabiliyor. Çünkü ne TCMB’ye ne de Saray’a güven var.

Bunun en önemli sebebi de, Oyun esnasında kural değiştirilmesidir. Oyunun başında kural neyse, Ortasında da, Sonunda kural o olmalıdır. “Enflasyon faizden yüksek olacak” dedikten sonra, Enflasyon faizi aşınca, “Ben manşet enflasyona değil, Çekirdeğine bakacağım…” Çekirdek olmayınca, “Cari açığa bakacağım” derseniz, Para politikanızın hiçbir inandırıcılığı kalmaz. TCMB’ye ikide bir talimat veren bir Hükümetin başına Güven olmaz.

Ekonomide de, mahkemede de kararların, “Tek kişinin iki dudağından çıkacak söze göre alındığı” algısı pekişir. Böyle bir ülkede de hiçbir yatırımcı malının, mülkünün, Güvencede olduğuna inanmaz. Bu kısır döngüyü kırmanın tek bir yolu var. Önce Hükümet Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığını tanıyacak.

Sonra da toplumun tüm kesimleriyle istişare edilerek hazırlanan, Piyasalara ve ekonomideki tüm aktörlere güven verecek, İçsel tutarlılığı yüksek ve takvimlendirilmiş bir programı Adım adım, Her aşamasında millete hesap vererek, Kararlılıkla uygulamaya başlayacak. Şimdi şu hayati soruyu soralım. Her şeyi ben bilirim diyen Saraydaki kibirli adam, Millete danışarak bir program yapmaya, Uygulamalarıyla ilgili millete hesap vermeye, Merkez Bankası’nın bağımsızlığını kabul etmeye razı olur mu?

Olsa bile, Böyle bir programı hazırlayıp uygulamaya takati kaldı mı? Bu nedenle biz, “Metal yorgunu, tükenmiş Erdoğan Şahsım Hükümeti, Ülkemizi düze çıkaramaz” diyoruz. Bu nedenle biz, “Hemen sandık” diyoruz. Bu nedenle biz, “Yeni kurallar, yeni kurumlar, yeni kadrolar” diyoruz. Biz, Türkiye’yi düze çıkarmak için hazırız.

Bizim yöneteceğimiz ülkede, Kurallı ekonomi olacak. Hukuk devleti olacak. Güçlü kurumlar olacak. Öngörülebilirlik olacak. Pahalılığı, işsizliği, çaresizliği bitirmeye talibiz. Bu ülkeyi küresel ligde hak ettiği yere çıkarmaya talibiz. Biz insanlarımızı ötekileştirmeye değil, Birleştirmeye geliyoruz.

Biz bu ülkenin tertemiz insanlarıyla beraber, Kimseyi dışlamadan, Yepyeni bir geleceği inşa etmek için geliyoruz. “Biz hazırız, artık vakit tamam. Seçim zamanıdır bu zaman. Milletten korkma, Sandıktan kaçma Erdoğan” diyoruz. Bitirmeden önce,

Bulgaristan vatandaşlığına da sahip yurttaşlarımıza Seslenmek istiyorum… Pazar günü evinize en yakın seçim sandığında, Bulgaristan seçimleri için lütfen oy kullanınız. Belediyelerimiz, Oy vermenizi kolaylaştıracak tüm önlemleri almaktadır. Ayrıca bu seçimlerde, Valiliklerin ve kaymakamlıkların da ilk kez devrede olması Hükümetin aklıselimin yolunu bulduğunu göstermektedir.

Ama bilin ki; Kurt kışı geçirecektir, Fakat yediği ayazı da unutmayacaktır. 




Kaynak Haber

Hiç yorum yok