Page Nav

HIDE
GRID_STYLE

Efek

TRUE

Classic Header

{fbt_classic_header}

Son Dakika:

latest

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'den 'sürtük' tepkisi: Bu hakareti denize dökülmesini unutamayan Yunanlı etmedi

  İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'den 'sürtük' tepkisi: Bu hakareti denize dökülmesini unutamayan Yunanlı etmedi İYİ P...


 

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'den 'sürtük' tepkisi: Bu hakareti denize dökülmesini unutamayan Yunanlı etmedi

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında gündemi değerlendirdi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, her hafta çarşamba günü gerçekleştirilen grup toplantısında gündemi değerlendiriyor.

Akşener'in konuşmasından satır başları şöyle:

Bir hükümetin iyi veya fena olduğunu anlamak için hükümetten amaç nedir bunu düşünmek gerekir. Hükümetin 2 hedefi vardır. Biri milletin korunması ikincisi milletin refahını temin etmek. Bu iki şeyi temin eden hükümet iyi, edemeyen fenadır. 1923'de yapılan bu tespitteki hakikate bugünlerde tüm çarpıcılığı ile şahit oluyoruz. Bay Kriz ve olağanüstü ekonomi yönetimi sayesinde artık her yeni güne yeni bir zam haberiyle uyanıyoruz. Artık zamla yatıyor, zamla kalkıyoruz. 2 bin 500 lira reva görülen emeklilerimiz, halk ekmek kuyruklarında sıra bekliyor. Akşam evde ne pişireceğini bilemeyen anneler, evine et, süt, yağ, hatta çocuğuna bez bile alamadığı feryat ediyor. Saray şürekasına göre her şey yolunda. Milletimiz yoksullukla boğuşurken 5, 10 maaşlı saray danışmanlarının keyifleri her zamanki gibi yerinde.

UÇACAK DEDİĞİNİZ ÜLKE BÖYLE Mİ UÇACAK?

Ülkede enflasyon makyajlı haliyle bile yüzde 73.5 olarak açıklanırken beceriksizliğiyle göz kamaştıran Nebati bakan çıkıp 'Biz bir yol ayrımına gittik. Enflasyonla büyümeyi tercih etti. Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kar ediyor' diyor. Böyle bir rezalet olabilir mi? Utanmadan dalga mı geçiyorsunuz? Uçacak dediğiniz Türkiye böyle mi uçacak? Nebati bakanın bu sözlerine bakınca anlıyoruz ki TÜİK sihirli değneğiyle tez zamanda bu arkadaşımızın yardımına koşacak. Nitekim bunun ilk işaretlerini görmeye başladık bile.

TÜİK'E TEPKİ

İlk önce TÜFE ve ÜFE oranlarından sorumlu daire başkanını görevden aldılar. 20 bölge müdürünü değiştirdiler. TÜİK bu aydan itibaren patatesin, domatesin kilosunu ne kadardan hesapladığını, kira fiyatlarını ne kadardan hesapladığını yayınlamayacağını açıkladı. TÜİK, yitip giden inandırıcılığını geri kazanmak adına şeffaf olmak yerine 'AB'den artık böyle talep gelmiyor' diyor. Yani kendisini bu ülkenin vatandaşına karşı değil, sadece sayın Erdoğan'a sorumlu hissediyor. Tayyip Beyi Üzmeyen İstatistik Kurumu olduğunu kabul ediyor. Açıkladığınız rakamlar işçinin, memurun, emeklinin maaş zammını belirliyor. Ay sonunu getiremeyen insanlarımızın vebali boynunuzda. Gelin iki cihanınızı da karartmayın. Gelin bu milletin ahını daha fazla almayın.

HAYIRDIR BAY KRİZ, NEDEN BU KADAR KORKTUN?

Geçtiğimiz Mayıs ayında Danıştay ve Sayıştay'ın yıl dönümüydü. Her iki yargı kurumumuzda kadim devlet geleneğimizden damıttığımız köklü devlet kurumlarımızdır. Sayın Erdoğan'ın en sevmediği kurumlarımızdır. Kendisi adeta devletimize, milletimize ve tarihimize ait ne varsa yıkmaktan, bozmaktan ve yozlaştırmaktan sorumludur. Aksini yapamadığı her şeye ve herkese de uyuz olur. Nitekim iki kurumumuzun yıl dönümü törenlerinde yaptığı konuşmalarda her zamanki gibi yine bu ülkenin cumhurbaşkanını değil de adeta devlete karşı mücadele eden bir fanatiği gördük.

Sayıştay'a çıktı ve her zamanki yakışıksız tarzıyla ayar verdi. 'Açık aramayın' dedi. Yani işinizi yapmayın dedi. Hayırdır Bay kriz neden bu kadar korktun? Sayıştay'ın raporları zaten yolsuzluk ansiklopedisi gibi. Hiç kendini yorma çünkü devlet unutmaz.

Danıştay'a da hem sopa gösterdi hem de hukuk dersi verdi. Neymiş vesayete koltuk değnekliği yapan gizli, açık örgütlerin arka bahçesi haline dönüşen bir yargı millet adına karar veremezmiş. Peki Danıştay'ın görevi ne? Hayırdır sayın Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi'nin Cumhurbaşkanlığı kararıyla feshedilemeyeceğini duymak çok mu zoruna gitti? Cübbesine düğme dikemediğin erdemli ve ahlaklı savcıların olmasına çok mu bozuldun?

İlk seçimde yetkiyi alıp Türkiye'yi içine soktuğun bu kurumsuzlaşma çukurundan evvel Allah çekip biz çıkaracağız. Sende oturup muhalefet sıralarından memleket nasıl yönetilir kıskançlıkla izleyeceksin.

KIZILBÜK KOYU'NDA BİR DOĞA KATLİAMI YAPILIYOR

Döktüğü betonun yanına peyzaj olarak 3-5 fidan dikmeyi çevrecilik zanneden betonarme çapsızlık bizlerin gönlünde yara açıyor. Cennet doğamıza edilen ihanet değişmiyor. Marmaris Milli Parkı içerisinde bulunan Kızılbük Koyu'nda büyük bir doğa katliamı yapılıyor. Rantiyeler yine iş başında. Buradan kağıt üzerinde Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanı olarak geçen, gerçekte ise çevremizin, şehirlerimizin tarumarına sessiz kalan Murat Kurum'a ve Muğla Valiliği'ne sormak istiyorum. ÇED raporu gerekli değildir raporunu hangi amaca, hangi çıkar sahibinin amacına ve hangi beklentiye göre verdiniz? Neyin karşılığında göz yumuyorsunuz?

ERDOĞAN'IN "ÇÜRÜK VE SÜRTÜK" HAKARETLERİ

Bir sandıklık siyasi ömürleri kalanların acınası çırpınışlarına, kaçınılmaz sonlarını görenlerin hezeyanlarına, koltuğunu korumak için tüm değerlerini kaybedenlerin hakaretlerine maruz kaldığımız bir haftayı daha geride bıraktık. Artık pis dillerini, öfkelerini, nefretlerini açık etmekten çekinmiyorlar. Millete hesap vereceğine hesap soran, hak yiyeni savunan kirli bir zihniyet ile karşı karşıyayız. Sayın Erdoğan ve arkadaşları sayesinde bugün acaba ne olduk diye uyanıyoruz. Bugün acaba hangi hakarete maruz kaldık diye meraklanıyoruz.

Tarihin her döneminde aziz olan büyük Türk milleti, AK Parti iktidarı nezdinde bir gün hain, bir gün terörist oluyor, bir gün nankör oluyor, bir gün vicdansız oluyor, bir gün cibiliyetsiz oluyor. Geçtiğimiz hafta da hiç utanmadan, sıkılmadan, zerre duraksamadan bu aziz millete 'çürük ve sürtük' dendi. Bu hakareti denize dökülüşünü unutamayan bir Yunanlı etmedi. Yazıklar olsun. Sen bu ülkenin cumhurbaşkanı seçildiğinde bir yemin ettin.

Bu yemini namusun ve şerefin üzerine ettin. Hani senin nerede yeminin? Hani nerede milletin huzuru ve refahı? Nerede adalet? Nerede Atatürk İlke ve İnkılapları? Sen yeminini bozdun sayın Erdoğan. Kibrinin esiri olup, hakikate kör olurken bozdun. İktidar sarhoşu olup, Meclisimizi vesayetin altına alırken bozdun. Milletin hazinesini yandaşlarına peşkeş çekerken bozdun.

Şimdi senin istediğin gibi yaşamıyor, konuşmuyor diye demokrasiyi, adaleti savunuyor diye seni beğenmiyor, istemiyor, oy vermeyi de düşünmüyor diye milletimize hakaret ederek bozdun. Sen kendi egonu 'hak ettikleri teşhisi koydum' diye şişirmeye devam et. Sen bu hakareti sadece 'gezici' diye yaftaladıklarına ettiğini sanmaya devam et. Ben seni acı gerçekle yüzleştireceğim.

Gezi başlangıcından bizzat senin elinle rayından çıkarttığın kadar geçen süreçte, sağcısından solcusuna, muhafazakarından sekülerine, yaşlısından gencine herkesin istibdat rejimine karşı sergilediği bir ruh, bir duruş, bir direniştir. Bu işi tetikleyen ise bizzat 'iki ayyaş' söylemidir. O gençler 'yeter artık' dediler. Sen bunu görmedikçe, oraya katılan kadınlara, erkeklere bu hakaretleri ettikçe çok daha derine batıyorsun sayın Erdoğan. Ne yaparsan yap bu ruhu yenemezsin. Ne kadar sayıp sövsen de işte en sonunda böyle mağlup olursun. Hiç merak etme sana asıl dersi bu aziz millet sandıkta verecek.

Aziz Türk milleti senin gerçek yüzünü gördü sayın Erdoğan. Geri sayım başladı artık bunun geri dönüşü yok. Milletimizin iradesi seni sandığa gömecek, az kaldı.

Nitekim bugün, Milletin Kürsüsü’nde, “Seçilmiş Cumhurbaşkanı’yım” diye böbürlene böbürlene gezen, ama Cumhurbaşkanı gibi davranmayı bir türlü beceremeyen, Sayın Erdoğan’ın “Sürtük” diyerek hakaret ettiği milletimizin bir ferdi, bir kadın, Yelda Temur kardeşimiz aramızda. Buyurun, Yelda Hanım. Söz de, kürsü de sizindir.

YALANLARINA KILIF ARAMA DERDİNDELER

Kaybedeceği hiçbir şeyi olmayanlar cesurdur. Manyakçasına zengin olmayı istemeyenler de cesurdur. Her ne pahasına olursa olsun o sandalyeye oturacağım demeyenler de cesurdur. Gizleyeceği bir şeyi olmayanlar açıktır, nettir. Utanacağı bir şeyi olmayanlar dürüsttür, şeffaftır. İşte bu yüzden biz her türlü yalana, her türlü iftiraya karşı dimdik dururken memleketimizi il il, ilçe ilçe gezerken ve her daim makulu savunurken iktidar mensupları panik içinde koltuklarına tutunmanın heyecanı, hırsı ve mutsuzluğu içindeler. Yalanlarına kılıf arama derdindeler.

Annelerin hakkını helal etmediği, babaların da boynunu büken bu eğri düzen elbette en çok çocuklarımızı etkiliyor. Gençlerimiz ağır bir mutsuzlukla mücadele ediyor. Cebiyle gençliği arasına sıkışmış vaziyette nefes bile alamıyor.

Cumhuriyet için eğitim köyü, zengini, fakiri ayırt etmeden geleceğe dair güveniydi. Onları geceleri sobanın başında bile ders çalıştıran umuttu. Cumhuriyet, eğitim seferberliğini köy okulları ile başlattı. O okullardan mezun olan pek çok kişiden biri de benim. Bugün ise paran varsa işçisin sen işçi kal, köylüsün sen köylü kal, paran varsa oku, paran varsa şuraya gel.

Taşımalı eğitim sistemi denilen garabet bir uygulamaya dönüştü. Köy var, köyde çocuk var ama köyde okul yok. Köy okulları kapatılınca milli bayramlarımız artık köylerimizden kutlanamıyor, anladınız mı niye kapandı? Tarım, hayvancılık bitti.

Hiç yorum yok